Geçenler de bir Fransız bakanın hapishanede yazdığı günceyi okudum. Panama olayından mahkum olmuş. Hapishane penceresinden gördüğü, daha önce farkında bile olmadı kuşlardan nasıl hayranlıkla, çoşkuyla söz ediyor! Şimdi, hapishaneden çıktıktan sonra onları yine fark etmez olmuştur. Siz de tıpkı öyle Moskova'da Moskova'nın farkında olmayacaksınız. Bizler için mutluluk diye bir şey yoktur.
Nasıl bizim zindandan çıkmak yönünde isteğimiz olağansa, dünyadan çıkmak yönündeki isteğimiz de olağan kabul edilmelidir. Mü'min için dünya upkı zindan gibi, terk edilmesi hüzün verici olmayan bir yerdir. Dikkat edin: İnsanlar zindandan, hapishaneden "kurtuldum" derler; hapishaneden "ayrı düştüm" demezler. Oysa kâfirler için dünya hapishane değildir. Kâfirler dünyayı, terk edildiği zaman üzülünen, daha doğrusu, terk edildiği zaman her şeylerini kaybettikleri bir yer olarak algılayacaktır.
Buradan daha da ilginç bir noktaya ulaşabiliriz; o da, tek dünyalılık fikrinin mü'minin anlayışı ile bağdaşmayacağı meselesidir. İnsanoğlunun, yeryüzündeki yaratıklar içerisinde ölümü bilen, öleceğini bilen tek yaratık olduğu söylenir. Yani insan bir yerden bu dünyaya gelmiştir ve bu dünyayı başka bir yere varmak üzere terk edecektir. Böyle bir seyahatten diğer yaratıklar; bitkiler ve hayvanlar, böcekler haberdar değildir. Ölüm konusundaki bilinç, yaratılmışlar arasında insana mahsus bir bilinçtir. Şimdi eğer ölüm insanın özgül bilinciyse, insana mahsus bir bilinçse, insanlar arasında ölümün gerçekleşmesiyle birlikte her şeylerini kaybedeceklerini düşünenler mü'min olma fırsatını kaçırmış olan insanlardır. Yani ölüm mü'minin başına geldiği zaman bunu bir kayıp,mahvoluş,tat alınan şeylerin sonu olarak algılamasına imkan yoktur.Bu yüzden tek dünyalılık kafirlere mahsus bir anlayış olarak tarif edilmelidir.
“Çünkü değişim hayatımızın değişmesini istediğiniz an başlar. Bir kere kendi kendimizi bir hapishaneye kapattığımızın ve bu hapishaneden kurtulabileceğimizin bilincine vardıktan sonra, artık tek ihtiyacımız olan şey anahtarı bulmaktır. “
İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. Ama kainatın sonsuz büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi görüp onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır. İdrak ettikleri şey zamanın ve mekanın tutsağı hâline getirir."
Kısıtlı hareketliliği vatandaşları için en ağır ceza biçimlerinden biri olarak gören bir toplumun,diğer tarafta hapishaneden neredeyse farksız hücre tipi kafesleri ve diğer kapalı alanları hayvanlar için son derece kabul edilebilir barınaklar olarak görmesi gerçeğinde kesin bir ironi var.