Puan vermedi·96 syf.·
2026 5. kitabı
Bismillahirrahmanirrahim essalatu vesselamu Âla Rasulina Muhammedin ve Ala alihi vessahbihi ecmain, Hamd Alemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur, Kalemle yazmayı öğreten O dur. Öncelikle eser sıradan olan bir martı sürüsünün içinden anormallik gösteren ve tam bir özgürlük ve arayış hezeyanları yaşayan martı jonathanı konu ediyor. Bu martı çok fazla uçmaya kafayı takmış, az yemek yiyerek ve sürüden bağımsız olarak göklerle barışık jhonun arayışını konu ediyor. Sayısız denemeler hızlanmalar, yaralanmalar ve kendi sınırını görmek isteyen martı kardeşimizin hikayesi. Eser her ne kadar bir martıdan bahsediyorsa da yazarın toplumun bizi hapsetmeye çalıştığı sıradan köle bir hayatın o isyankar çıkışını gösteriyor. Martı her anında kendini bu hapishaneden kurtarmaya kalıpları yıkmaya ve sınırını zorlamaya çalışıyor ki o arayışı anlam bulsun. Herkesin kendinden bir parça bulacağı ve kalıplarını yıkacağı bir perspektif. Okuyun Allahın adyla
İnceleme
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma
9/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
S Satranç atranç, kısa olmasına rağmen bende uzun süre etkisi kalan kitaplardan biri oldu. İlk başta sadece satranç üzerine bir hikâye okuyacağımı düşünmüştüm ama aslında insan psikolojisini anlatan çok güçlü bir eserle karşılaştım. Kitabın en sevdiğim yanı, gerilimi yavaş yavaş artırması oldu. Gemide geçen olaylar ilk başlarda sakin ilerliyor gibi görünse de satranç masası etrafında gelişen hikâye zamanla çok daha ilginç ve derin bir hâl alıyor. Özellikle Dr. B.'nin geçmişini anlattığı bölümler beni en çok etkileyen kısımlardı. Okurken insanın zihninin yalnızlık karşısında neler yapabileceğini düşündüm. Dr. B.'nin yaşadıkları, psikolojik baskının insanlar üzerinde ne kadar büyük etkiler bırakabileceğini çok güçlü bir şekilde gösteriyor. Bu yüzden kitap bana sadece bir satranç hikâyesi değil, insan ruhunun dayanıklılığı üzerine yazılmış bir eser gibi geldi. Stefan Zweig'in anlatımı da oldukça akıcı. Kitap kısa olduğu için bir oturuşta okunabiliyor ama anlattıkları üzerine uzun süre düşünmeye devam ediyorsun. Özellikle karakterlerin iç dünyalarının başarılı bir şekilde aktarılması hikâyeyi daha da etkileyici kılıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda satranç hamlelerinden çok insan zihninin sınırları kaldı. Bazen fiziksel bir hapishaneden kurtulmak kolay olabilir ama zihinsel bir hapishaneden kurtulmak çok daha zordur düşüncesi kitap boyunca benimle kaldı. Kısacası Satranç, kısa hacmine rağmen yoğun duygular ve güçlü fikirler barındıran, insan psikolojisini etkileyici bir şekilde ele alan bir eser. Okuduktan sonra neden dünya edebiyatının en çok konuşulan novellalarından biri olduğunu daha iyi anladım. Puanım: 10/10. Kısa, sürükleyici ve düşündürücü yapısıyla beni son sayfasına kadar etkileyen unutulmaz bir kitaptı. Kapanış cümlesi: "Satranç'ı bitirdiğimde, insanın en
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·360 syf.·
2026 8. kitabı
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım'ı okurken çok keyif aldım. Savaş sonrası Napoli’sinin yoksul ve şiddet dolu bir mahallesinde geçiyor.. Mahallenin önce Don Achille sonra tefeci Solara kardeşlerin ekonomik köleliği ve vahşi ataerkilliğiyle örülü çürümüş düzeni içerisinde iki küçük kızın büyüme mücadelesini okuyoruz. Lenu bu karanlık hapishaneden eğitimle kaçmaya, eğitim hakkından mahrum bırakılan Lila ise olağanüstü dehasıyla kuralları yıkmaya çalışıyor.. İki kızın dostluğu, bu boğucu sosyo-politik yıkımın ortasında birbirlerini hem var eden sarsılmaz bir sığınak hem de romanın anlatıcısı Lenu için saf sevginin ötesinde derin bir kıskançlık ve yetersizlik duygusunun beslediği zehirleyici bir bağımlılık durumu.
Benim Olağanüstü Akıllı ArkadaşımElena Ferrante · Everest Yayınları · 20243,484 okunma
Bülent Akyürek’in Yırtıcı Mirası
Puan vermedi·528 syf.··
2026 27. kitabı
Bazı yazarlar vardır, edebiyatı bir sığınak değil, bir savaş alanı olarak görürler. 2026 yılının Şubat ayında aramızdan ayrılan Bülent Akyürek, Türk edebiyatının o dar ve steril koridorlarında elinde bir neşterle dolaşan, önüne çıkan her konfor alanını deşen bir "yeraltı" cerrahıydı. Onu anlamak için sadece kitaplarını okumak yetmez; modern dünyanın sizin için kurguladığı o kadife hapishaneden —faturanızdan, markalı ayakkabılarınızdan, "sen değerlisin" diyen o narsist fısıltıdan— bir anlığına başınızı çıkarmanız gerekir. Bülent Akyürek'in romanları, Türk edebiyatında yer altı edebiyatının en özgün ve sarsıcı örneklerinden biri olarak öne çıkar. 1969 doğumlu yazar, 17 yaşından itibaren yazdı.Erken dönem eserleri daha nihilist, yıkıcı ve bireysel çöküş odaklıyken, sonraki yıllarda modernite eleştirisi İslami bir perspektifle derinleşmiştir. Ne yazık ki, 2026 Şubat'ında aramızdan ayrılan Akyürek, son romanı Satılık Adam'ı (2025) 24 yıla yayılan bir emekle tamamlamış ve bu eserle yazarlık serüvenine çarpıcı bir nokta koymuştur. Bülent Akyürek’in edebiyatı, modern dünyanın pırıltılı vitrinlerine fırlatılmış ağır bir taş, alışılmış estetik değerlere yönelik yıkıcı bir saldırıdır. Onun romancılığı, sadece bir hikaye anlatma çabası değil; bireyin toplumla, teknolojinin insan ruhuyla ve konforun özgürlükle giriştiği amansız kavganın metne dökülmüş halidir. Akyürek, "her sözümü son sözüm gibi söylerim" diyerek her cümlesine bir idam mahkûmunun ciddiyetini ve mutlak ağırlığını yükler. Bu üslup, sokak diliyle harmanlanmış sert, ironik ve provokatif bir damardan beslenir. Geleneksel roman kalıplarını yıkan yazar, "yeni roman"ın öncü örneklerini verirken okuyucuyu bir konfor alanına davet etmek yerine, onu kütüphanesini yakmaya zorlayan bir hakikat arayışına iter. Estetiği, adeta
Satılık AdamBülent Akyürek · Ketebe Yayınları · 2025150 okunma
6/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:23
Fas’ın Cedîde şehrinde 1944 yılında doğan Taha Abdurrahman, Muhammed el-Hâmis Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldıktan sonra Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde başta dil felsefesi ve mantık olmak üzere çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürmüştür.1972 yılında “Ontoloji Sorunsalının Dilsel Yapısı” teziyle doktorasını tamamlamış; 1985 yılında “Doğal ve Argümantatif İstidlalin Mantığı” isimli teziyle de ikinci kez doktor unvanını almıştır. 2005 yılında emekliye ayrılan yazarımız birçok ülke ve üniversitede dil felsefesi ile mantık dersleri vermiştir. İncelemekte olduğumuz kitabımızın asıl adı el-Amelu’d-Dinî ve Tecdîdü’l-Akl olup Mehmet Emin Güleçyüz tarafından Türkçeye tercüme edilen eser Pınar Yayınlarınca İstanbul’da 2020 yılında 296 sayfa olarak yayınlanmıştır. Eserde; Soyut Akıl (el-‘aklu’l-mucerred), Rehberlik Edilmiş Akıl (el-‘aklu’l-musedded) ve Desteklenmiş Akıl (el-‘aklu’l-mueyyed) olmak üzere üç farklı akıl türü detaylıca ele alınmış. 1. Soyut Akıl (el-'Aklu'l-Mücerred) : Soyut aklı, metinde "sahibini herhangi bir şeye bir yönden bilgili kılan eylem" veya "nazar" olarak tanımlayan Taha Abdurrahman aklın özellikle bir eylem niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Ona göre Yunan düşüncesindeki gibi akıl insanı bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, zat olarak tanımlanması birçok problemi de beraberinde getirir. Zira aklın bu şekilde tanımlanması, onu nesneleştirdiği gibi, insanı da eylem ve tecrübe boyutundan koparmaktadır. Abdurrahman’a göre Mucerred akıl ( soyut akıl) özel ve genel olmak üzere bazı sınırlılıklara sahiptir. Özel sınırlılıklar; soyut akıl dilin sınırlarına, zanniliğe ve mecburi teşbihe (Tanrı'yı maddileştirme tuzağına) mahkûmdur. Genel sınırlılıklar; soyut aklın, mantığın sınırlarına takıldığını, delillendirmelerde kesinlik ve tamlığın bulunmadığı ,
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
Düşünmeyelerin Ülkesinde Düşünebilen Olmak
Puan vermedi·141 syf.··
2026 20. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:42
Düşünmeyelerin Ülkesi" distopik ve alegorik bir evrende geçer.Bu kitap,insanların düşünmeyi, sorgulamayı ve kendi iradeleriyle karar vermeyi bıraktığı; bunun yerine kendilerine sunulan hazır şablonlarla, komutlarla ve konfor alanlarıyla yaşadığı bir toplumu anlatır. ​ Nurhan Habibe bu uyuşmuş topluluğun ortasına sorgulayan, fark eden ve bu "zihinsel hapishaneden" çıkış yolları arayan bir karakteri veya bilinci yerleştirir. Kitap, temelde toplumsal bir uyuşmanın nasıl başladığını ve bireyin bu sürü psikolojisine karşı verdiği varoluş mücadelesini konu alır. Bir eğitimci duyarlılığıyla kaleme aldığı bu eserde akıcı, sade ama derinlikli bir dil kullanmıştır. Düşünmeyenler Ülkesi, sadece kitaplıklarda kalmaması gereken, okullarda yaratıcı okuma atölyelerinde üzerine oturulup tartışılması gereken bir "modern fabl" niteliğindedir. Günümüzün dijital çağında, bilginin hızla tüketildiği ve hazır fikirlerin önümüze sunulduğu bir dönemde, bu kitabın taşıdığı mesaj çok daha anlamlı hale gelmektedir. ​Hem genç okurlara eleştirel düşünme becerisi kazandırmak hem de yetişkinlere kendi hayatlarındaki "otomatik pilot" modunu sorgulatmak adına oldukça başarılı ve kıymetli bir yapıttır. ​"Düşünmek acı verir, çünkü değişim gerektirir. Ama düşünmemek, yavaş bir yok oluştur." Nurhan Habibe Kaleminize sağlık
1000Kitap
Düşünmeyenlerin ÜlkesiNurhan Habibe · 202513 okunma