Sadist yazarın sapkın dünyası
Puan vermedi·452 syf.·
2026 22. kitabı
Abime bu kitabı okuduğumu ve filmini izlediğimi söylediğimde, 'Sen nasıl bir insan oldun? Hiçbir edebi değeri olmayan, saçma sapan şeylerle vakit kaybediyorsun,' dedi. Haklıydı; gerçekten de vaktime yazık olmuş. Kitabı daha iyi analiz edebilmek adına yazarını araştırdığımda, hayatının önemli bir kısmını akıl hastanelerinde ve hapishanelerde geçirmiş, zihinsel dünyası oldukça karanlık biri olduğunu öğrendim. Kitabın distopik kurgusuna gelecek olursak; ne yazık ki anlatılanların gerçekleşme ihtimali o kadar yüksek ki... Hani 'dizilerde, filmlerde olur böyle şeyler, gerçekle ilgisi yok' deyip geçtiğimiz o sahneler var ya; bu kitap, o dehşetin aslında ne kadar somut ve kanıtlanabilir olduğunu yüzümüze vuruyor. Bir avuç zenginin, çocukları nasıl cellatça bir zihniyetle avladığını ve pedofili bataklığında neler çevirdiklerini okumak gerçekten korkunçtu. İtiraf etmem gerekirse, kitabın tamamını okumadım; sadece ilk 50-60 sayfası ile son 10 sayfasıyla yetindim. İyi ki de öyle yapmışım. Kitabın 70’lerin pornografik sinemasında başköşeye oturmuş olması da şaşırtıcı değil. Filmin oyuncu kadrosuna gelince, tam bir hüsran. İnsan biraz estetik kaygı güder; o roller için bebeksi yüzler, kusursuz vücutlar seçilmeliydi. Gerçi öyle olsa ne değişecekti ki? Cinsel arzuları ve dürtüleri sadizmle kirlenmiş bu canavarların elinde, hepsi yine aynı akıbete mahkûm edileceklerdi. Benim asıl anlamadığım nokta şu: istismar edilecekler olarak seçilen bu çocukların hepsi iyi eğitimli, saygın ailelerden gelen çocuklar. Film, kitabın yanında içerik olarak oldukça hafif kalmış. Yazar zaten genel olarak bu karanlık ve rahatsız edici tonda eserler veriyor; bence uzak durulması gereken bir külliyat.
SodomMarquis de Sade · Chiviyazıları Yayınevi · 2018773 okunma
9/10
·192 syf.··
2026 9. kitabı
𐙚 𝕄𝔼ℝℍ𝔸𝔹𝔸 𐙚 𝙽𝙰𝚂𝙸𝙻𝚂𝙸𝙽𝙸𝚉? 𝙽𝙴𝙻𝙴𝚁 𝚈𝙰𝙿𝙸𝚈𝙾𝚁𝚂𝚄𝙽𝚄𝚉, 𝙲𝙰𝙽𝙸𝙼 𝙾𝙺𝚄𝚁 𝙰İ𝙻𝙴𝙼? Bugün size DOKUZ YAYINLARI ‘ndan çıkan canım yazarım,ablam @nazanarisoy_ 'un enfes kaleminden #mavikirpiklikadınvera kitabının yorumu ile geldim... #kitabınkonusu Nâzım Hikmet Ran, Türk edebiyatının dünya çapında tanınan, Türk şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Siyasi görüşleri nedeniyle hayatının büyük bir bölümünü hapishanelerde ve sürgünde geçirmiştir. Buna rağmen edebiyatımıza unutulmaz eserler kazandırmıştır. Nâzım Hikmet'in şiirleri kadar yaşadığı aşklar da yıllar boyunca merak konusu olmuştur. ​Mavi Kirpikli Kadın: Vera da Nâzım Hikmet’in hayatının son döneminde tanıştığı Vera Tulyakova ile yaşadığı büyük aşkı anlatan biyografik bir romandır. Bir tarafta gençliğinin heyecanını taşıyan “mavi kirpikli kadın” Vera, diğer tarafta ise ömrünün son yıllarını yaşayan “mavi gözlü dev” Nâzım Hikmet... 1955 yılında Moskova’da yolları kesiştiğinde Nâzım 53, Vera ise henüz 23 yaşındadır. Vera o dönemde evli ve bir kız çocuğu (Anna) dünyaya getirmek üzeredir. Nâzım Hikmet ise o yıllarda kendisine hem doktorluk hem de yoldaşlık yapan, hayatını düzene sokan sevgilisi Galina Kolesnikova ile birlikte yaşıyordur. Nâzım, Vera'yı gördüğü andan itibaren ona hayran kalmıştır; ama Vera, aralarındaki otuz yaş farkı ve mevcut hayatları nedeniyle uzun süre mesafesini korumuştur. Nâzım ise geri adım atmayıp Vera'ya duyduğu hisleri saklayamayacak noktaya geldiğinde tüm naifliğiyle ona açılmıştır. ​Nâzım, Vera’ya duyduğu aşkla adeta yeniden doğmuştur. Sağlığı kötüye gidiyor, kalbi yorgun olmasına rağmen Vera onun gençlik aşısı olmuştur. Onun için Türk edebiyatının en güzel aşk şiirlerinden biri olan "Saman Sarısı"nı yazmıştır. Şiirde Vera'dan hep "saman sarısı saçlım, mavi kirpiklim" diye bahsetmiştir. Nâzım'ın
Mavi Kirpikli Kadın VeraNazan Arısoy · Dokuz Yayınları · 202527 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ben Büyüyünce
10/10
·112 syf.··
2026 29. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 20:54
Öncelikle 10 yaş ve üzeri yazılan bir kitap olmasına rağmen yetişkinlerinde okuması gereken bir kitap, içinde büyüklerin de alması gereken dersler var. Kitap kan davası yüzünden yerinden yurdundan ayrılmak zorunda kalan, hapishanelerde pişmanlıkla geçen ömürlerin, ölümü her an enselerinde hisseden insanların hikayesini anlatıyor. Savaşların ve insanları öldürmenin anlamsızlığını, yaşamak ve yaşatmak varken neden insanların birbirini öldürdüğü kitapta sıkça sorgulanan bir konu. Ayrıca kitapta çocuklr için çok güzel öğütler de var. Ben çocuklrın okumasını tavsiye ederim. Ayrıca yetişkinlerinde okumasını tavsiye ederim. Çocuk kitabı deyip geçmeyin. Yazarın okuduğum ilk kitbıydı. Ama son olmayacak bütün kitaplarını okumayı düşünüyorum. Kitaptaki olay örgüsü ve uslübünu çok beğendim. Okuyun.
Edebiyat
Ben BüyüyünceGülten Dayıoğlu · Altın Kitaplar · 2002667 okunma
Bu kitabı okuduktan sonra asla aynı kişi olmayacaksınız.
9/10
·500 syf.··
2026 24. kitabı
Bu kitabı sanki bir geçmişe yolculuk, kendi tarihini bilmek için bir araç gibi düşünebilirsiniz. Kitap yakın tarihimizi anlatırken çok sıkmadan tarihe boğmadan yapıyor(bazı fikret sağlam bölümleri hariç) iki kuşak aşkı arasına serpiştirilen kaynakçalı bilgilerle kendi tarihime ne kadar cahil olduğumu farkettim. Dili çok akıcıydı mesajları tespitleri çok yerindeydi. Tartışılacak üstüne konuşulacak çok güzel bölümler vardı. Fikret ve Sabia arasındaki o naif ve vefalı aşk insanın iliklerine kadar işliyor. Köy enstitülerinin gerçeğini, bu ülkeye yapılan kötülükleri, kendimizi geliştirmemize asla fırsat verilmeyişini, zeytinyağımızı kötüleyip zorla margarin yedirdiklerimi, kendi ineğimizin sütü varken süt tozu içirmeye zorladıklarını, Natoya bizi kabul ettikleri tarih ile Kore savaşına asker yollamamızı istemeleri arasında bir yıl kadar kısa bir süre oluşu, sağ-sol, dinci-atatürkçü gibi saçma gruplamalarla insanlarımızı birbirine öldürttüklerini, hapise atmak için bahane bile aramadıklarını, hapishanelerde maruz kalınan işkenceleri.... daha sayamacağım bir sürü şey öğreneceksiniz.Bu kitabı okuyun, öğretmenseniz bu kitabı kesinlikle okuyun.
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,024 okunma
Olmayan Adalete Ağıt
7/10
·120 syf.··
2026 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 21:35
Değil suçunu adını bile bilmediğimiz, idamına hükmedilmiş bir mahkumun son günlerini kendi perspektifiyle okuduğumuz bu eser, yazarın kalemiyle tanıştığım ilk kitabı oldu benim için. Elbette o meşhur ''ağlamak için gözden yaş mı akmalı'' cümlesiyle başlayan şiirini okumuş da olsam, kalemini deneyimlemek için güzel bir başlangıç olduğunu düşündüğüm bu eser için yazabileceğim ilk şey, ''olmayan adalete ağıt'' olur. İdam cezası adalet mekanizmasının en radikal işlevlerinden biriydi. Toplumu korku ile sindirip düzeni sağlamak için otorite tarafından gayet cazip bulunan bu ceza, adalet sistemini kendi çıkar ve keyfiyetine göre kullanan kişilerin başta olması halinde, nasıl da ''düzen sağlayıcı'' dan ''gösteriye, cinayete'' dönüşebileceğini anlamak için derin analizlere gerek yok kanaatimce. Ancak burada dikkat edilmesi gereken, eserde bir adalet sisteminin mevcut olmamasıdır. Kitapta idam cezasının kaldırılması gündeme getirildiğinde keyfi ve aniden yapılan idamlar, meydanda yapılacak olan idam ile ilgili broşür, izlenebilmesi için sandalye satma çabaları bizlere bir adalet çarkının dönüşünü değil, bir şovun varlığını gösterir. Yazarın bu cezaya mahkum birinin içinde bulunduğu ruhsal ve fiziksel durumu, son günlere doğru karşılaştığımız, çocukluğundan beri sokaklarda yaşayıp hırsızlıktan yakalanan adamın çocukluğundaki yoksulluk günlerini kuvvetli bir şekilde okuyucuya aktarıyor. İdam cezasına çarptırılanların da bir insan, birilerinin sevdiği eşi, babası veya bir çocuğu olabileceği gerçeğini yüzümüze çarpsa da özellikle son zamanlarda ülkemizde yetişkin bile olmayan, ''hırt'' diye adlandırdığımız mahlukat sürüsü tarafından işlenen keyfi cinayetler bir yana hapishanelerde gülümseyerek poz verenler, hatırlamak bile istemediğim t*cavüz olayları, öldürülen el kadar
Edebiyat
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,7bin okunma
Puan vermedi·151 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 14:54
Sigmund Freud üzerine okumalar ve araştırmalar yaparken yollarım Wilhelm Reich ve dolayısıyla Dinle Küçük Adam ile kesişti. Yazarın düşünce dünyasını, özellikle de "Orgon enerjisi" gibi kendi döneminin bilim ve anlamlandırma sınırları içinde oldukça tartışmalı olan kavramlarını kitaptan önce okumuş olmam, bende ister istemez bir ön yargı oluşturmuştu. Ancak sayfaları çevirmeye başlarken bu ön yargılarımı bir kenara bırakmaya gayret ettim. Kitabın içine girdikçe ağır veya ağdalı bir dilden ziyade; öfke, hayal kırıklığı ve tutkuyla harmanlanmış, son derece doğrudan ve sarsıcı bir dille karşılaştım. Eser, temelde çok ciddi ve köklü bir sistem eleştirisi sunuyor. Ancak Reich, bu eleştiriyi sadece dışarıdaki diktatörlere veya kurumlara yöneltmekle kalmıyor; sorunun kaynağını "küçük adam"ın kendi zihninde inşa ettiği o görünmez hapishanelerde arıyor. Yazarın, insanın kendi kendini nasıl köleleştirdiğine dair yaptığı bu çıkarımlar son derece yerinde ve sarsıcıydı. Metin, kendi içinde sağlam bir tutarlılıkla ilerliyor ve yazar tezlerini çarpıcı hayat gözlemleriyle destekliyor. Fakat kitabın alt metnini tam anlamıyla kavrayabilmek için Reich’ın o fırtınalı hayat öyküsünü bilmek şart. Bunu bildiğinizde, metnin aynı zamanda net bir apologya niteliği taşıdığını çok net görebiliyorsunuz. Yazarın ani duygu patlamaları, sert çıkışları ve kendini açıklama/savunma çabası, bu eseri salt bir sosyolojik analiz olmaktan çıkarıp, anlaşılmamış ve haksızlığa uğradığını düşünen bir aydının samimi feryadı haline getiriyor. Hem psikolojiye hem de toplum eleştirisine ilgi duyanların, yazarın çalkantılı hayatını da göz önünde bulundurarak mutlaka okuması gereken bir eser.
Dinle Küçük AdamWilhelm Reich · Star Yaprak Yayıncılık · 199415,4bin okunma