Romanın yapısında karakterin hafızasının yeri çok büyük. Kitapta yedi tane bölüm var. Her bölümde karakter bize farklı bir zamandan, farklı bir günden anlatıyor olayları. Ama anlattığı olaylar o gün yaşadığı olaylar değil. Kendisinin bize olayları anlattığı zaman diliminde hatırına gelen olayları anlatıyor. Hatta bazen karakterimiz bize aklına gelen bir olayı anlatırken, hatırladığı olayı yaşadığı esnada hatırladığı bir başka olayı anlatmaya başlıyor. Yani hafıza içinde hafıza gibi bir durum söz konusu. Bu biraz kitabı zorlaştırıyor. Aslında kitap zaten geneli itibariyle anlamlandırması zor bir kitap.
Olay örgüsünü ele alacak olursak, kesinlikle kitap Uçurtma Avcısı'na benziyor. Küçük yaşta yaşadığı şehirden farklı ülkeye gidip yıllarca orada yaşadıktan sonra kapanmamış meseleleri kapatmak için bir yolculuğa çıkan karakter desem sanırım iki kitabın en önemli ortak noktasına değinmiş olurum. Ama açıkça görülüyor ki bu kitap, gerek kurgusunun daha karmaşık olmasi, gerekse olay anlatımının düzensiz olması nedeniyle diğerine nazaran daha zor bir kitap. (Öksüzlüğümüz, Uçurtma Avcısı'ndan bir ya da iki yıl önce yazılmış.)
Daha iyi anlamak için tekrar dönebileceğim bir eser.
Anlayabildiğim kadarıyla Beyaz Kale'de Orhan Pamuk'un kısacık bir romana sığdırdığı düşüncelerin yanı sıra anlatmak istediği temel mesele, Doğu-Batı kültürleri ve bu kültürlerin bireylere yüklediği kişiliklerin aslında çok yapay olabileceğidir.
Romanda iki temel karakterimiz var: Hoca ile Venedikli köle. Olaylar Venedikli kölenin ağzından anlatılıyor . Hoca karakteri Doğu'yu, Venedikli köle ise Batı medeniyetini temsil ediyor diyebiliriz diye düşünüyorum.
Karakterlerin olaylar karşısında verdikleri tepkiler, hal ve davranışları bunu beyan eder nitelikte.
Gelin görün ki bu karakterlerin kendi kimlikleri ile ilgili sorunları var. Bu sorun önce Hoca'da kendini gösteriyor: Hoca'nın, kendisi hakkında cevaplayamadığı soruları var. Hoca kendisini kendi yapan şeyin ne olduğunu merak ediyor. Bunun üzerine sürekli kendisine 'Niye benim ben?' sorusunu soruyor.'Onlar' diye adlandırdığı Batılılarla bizi ayıran unsurlar neler, bunu düşünüyor.
Bu sorulara cevap bulmak için bir gün Venedikli kölesini karşısına alıyor ve Hoca'nın isteğiyle ikisi de önlerine birer kağıt alıp geçmişlerindeki hatalarını yazıyorlar. Hoca bu yöntemle insanın kimliğinin belirgin olabileceğini düşünüyor.
Romanın büyük bir kısmında kahramanlarımız bu kimlik sorunları ile uğraşırlarken kitabın son kısmında kayış kopuyor: Venedikli'nin, Hoca'nın, romanın anlatıcısının kim olduğu belirsizleşiyor, olaylar sıra dışı bir şekle bürünüyor ve okurlar afallıyor.
Edebiyatımızın belki de ilk postmodern anlatısı olan romanda Orhan Pamuk, gerçekliği eğip büküyor, okuru derin düşünce dehlizlerine çekiyor.
Edebi birikimim el verdiğince yorumlamaya çalıştığım kitapta eminim çok daha fazlası var. Herkese iyi okumalar.☺