6/10
·400 syf.··
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 22:57
Hellooo Sizlere beş kitaplık kasaba temalı yepyeni bir seri getirdim. Kitapta sevdiğim tüm karakterlerin kitabının olması çok güzel lâkin yayınevinin seri çıkarmadaki istikrarsız zamanlamasını düşününce üzülmüyor değilim. Artık beş yılda mı okuruz on yılda mı o kısım muamma. Kitabı kurgu olarak büyük beklentilere girmeden okursan gayet güzel. Ama zaten kasaba romantizmi olan bir kurgu için büyük beklentilere de girmeye gerek yok. Cece Ashby leş gibi bir nışanlıdan ayrılıp ailesinin yanına büyüdüğü çiftliğe geri döner. Abi Wade (kendisi favorim olur) annesi ile beraber çiftliği işletiyor. Diğer kardeşi Cole ise bekar baba olarak kasabanın şerif yardımcılığını üstlenmiş. Nash Carter ise eski bir NHL oyuncusu. Emekli olunca kasabaya geri dönüp birden fazla işletmenin sahibi olur. Aynı zamanda Wade ile çok yakın olan yarı kovboymuz ona çiftlikte atlarada yardım eder. Küçüklükten beri Cece'yi korumayı da kendisine görev edinmiş, aşırı seksi, karizmatik, ters şapka takan, kareli gömlekle can yakmayı da ihmal etmeyen kovboy tanesi. Yıllar sonra Cece'nin kasabaya dönmesi dengelerini epey değiştiriyor ama ailesi gibi gördüğü Ashby ailesini kaybetmeyi göze alamaz. Nash karakteri için diyecek kötü sözüm elbette yok. Yaşadığı acı kayıplar onu bilema korkak yapsada şahsen ben kendisine hak verdim. İnanmazsınız Cece'yi de sevdim. Her insan hata yapar onun hatası da leş gibi bir adamla senelerini harcamak oldu. Artık birbirlerine karşı koyamaz oldukları andan itibaren neredeyse kitabın tamamı yetişkin içerik olması kimseyi şaşırtmaz sanırım. Artık şey der oldum; ne kadar geç ilişkiye başlarlarsa o kadar iyi. Zira o vakte kadar kitap konuşu kitapken bir anda konusuz kitaba dönmesi kaçınılmaz. Malum kısımları saymazsak keyifle okudum ve oturdum serinin devamını
Dizginleri YakalaPaisley Hope · Pukka Yayınları · 202671 okunma
Üç Silahşörler – Alexandre Dumas
9/10
·755 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:09
Bazı kitaplar vardır; kapağını açtığınızda ne bulacağınızı aşağı yukarı bilirsiniz. Kılıçlar çekilir, düellolar yapılır, düşmanlar alt edilir ve kahramanlar zafer kazanır. Üç Silahşörler'e de böyle başladım. Karşımda genç, ateşli ve gözü pek bir D'Artagnan; yanında ise maceradan maceraya koşan üç silahşör vardı. Fakat kitap ilerledikçe anladım ki bu hikâye sadece kılıçların değil, insanların da hikâyesiydi. D'Artagnan cesaretiyle, Porthos gösterişiyle, Aramis ise inancı ve zarafetiyle dikkat çekse de benim için kitabın asıl ağırlık merkezi Athos oldu. Çünkü Athos konuşmaktan çok susan, tepki vermekten çok gözlemleyen ve yaşadıklarını omzunda taşıyan bir adamdı. Onun sakinliği kayıtsızlıktan değil, bedeli ağır ödenmiş tecrübelerden geliyordu. Ne zaferler onu sarhoş etti ne de felaketler yıktı. Olacak olanın olduğunu kabul edecek kadar hayat görmüş bir karakterdi. Kitabın en büyük sürprizi ise Milady oldu. İlk ortaya çıktığında onun hakkında kesin bir hüküm vermek istemedim. Belki yaşadıkları onu bu hâle getirmiştir diye düşündüm. Fakat hikâye ilerledikçe gördüm ki Milady'nin meselesi yalnızca kötü talih ya da yanlış seçimler değildi. İnsanları kandırmak, kullanmak ve kendi çıkarları için harcamak onun karakterinin bir parçası hâline gelmişti. Felton'u kendi inançlarıyla vurup bir kuklaya dönüştürmesi, onun ne kadar tehlikeli olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu yüzden kitabın sonunda aldığı ceza bana intikamdan çok gecikmiş bir hesaplaşma gibi geldi. Dumas'ın en büyük başarısı ise bütün bunları ağırlaştırmadan anlatabilmesi. Dostoyevski gibi insan ruhunun derinliklerinde kaybolmuyor, Balzac gibi toplumu mikroskop altına yatırmıyor. Ama buna rağmen karakterlerine ruh vermeyi başarıyor. Sayfalar akıp giderken bir macera romanı okuduğunuzu düşünüyorsunuz; kitap bittiğinde
Üç SilahşorAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 58. kitabı
Modern dünyaya karşı bir eleştiri kitabı okuduk diyebilirim sanırım. İnsanların sürekli çalışmanın gerekliliğini vurguladığı, çalışmanın erdem sayıldığı, her an bir şey üretmek zorundaymışız gibi hissettirildi, durup düşünmeye bile vaktinin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Yazarımız modern çağın getirdiği bu gerekleri reddediyor. Tembellik yaparak da başarılı olunabileceğini iddia ediyor. Aslında buna tembel demesek daha doğru olur çünkü burada aslında çalışmadan önce düşünsel olarak kendini hazırlama olayından bahsediyor. Günümüz insanının sürekli üretken olma baskısı altında olduğunu ve bu yüzden de potansiyelini kaybettiğini düşünüyor. Yazarımız tarih boyunca insan emeğini önemli ölçüde azaltan bir çok icadın aslında tembeller tarafından işleri kolaylaştırmak amacıyla yapıldığını söylüyor. Stratejik tembellik dediğimiz bir kavram üzerinde duruyor. Sürekli ve hiç durmadan çalışmak yerine molalar vererek çalışmanın daha faydalı olduğunu düşünüyor. Newton ve Einstein gibi aydınlarların hayatlarından örnekler vererek aslında bazı dahilerin de tembel olduğunu anlatıyor. Özellikle büyük şirketlerde çalışan insanların aktivitelere katılmasının yeni fikirler üretme, yaratıcılık ve problem çözmede olumlu geri dönüşler alındığını söylüyor. Avcı toplayıcılık döneminde insanlar 4 saat çalışıyor ve daha sonraki süre boyunca da bir sonraki gün için dinlenmeye geçiyorlardı. Bu da aslında dinlenmenin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor ayrıca araştırmalar aktivitelerin hem ruh sağlığı hem de beden sağlığını çok faydalı olduğunu söylüyor. İnsanlar dini olarak da sürekli çalışmaya yönlendiriliyor. Miskinliğin günahkarlık ve ahlaki karakter eksikliği ile ilişkilendirildiğini görüyoruz. Ancak bu durum insanları tüketebiliyor. Çok çalışmak her zaman başarının anahtarı değildir.
Hiçbir Şey Yapmadan Her Şeyi YapmakTodd McElroy · İdeal Kültür Yayıncılık · 202511 okunma
Kör Baykuş'un Mistik Kibri ve İnsan Olma Beceriksizliği
8/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 08:15
Kör Baykuş bitti bitmesine ama insanın burnunun direğine o mezar kokusu, o odadaki afyon dumanıyla karışık çürüme hissi yapışıp kalıyor işte. Kitabı kapatınca, bu kitabı sadece güzelleme yaparak yorumlayan, incelemesini yazan insanların bana kızacağını düşünüyorum; çünkü burada o körü körüne yapılan güzellemelerin tamamen dışına çıkıyorum. Fakat tüm bu sert eleştirilerime rağmen bu kitabın ruhuma bıraktığı o tekinsiz tadı, o her cümlesindeki muazzam doygunluğu ve entelektüel doluluğu asla inkar edemem; çünkü bu satırların arkasında müthiş bir akılcılık, insanı çarpan muazzam bir zeka ve muazzam bir kurgu dehası var. İşte o odadaki lambayı yakıp o yoğun karanlığı biraz dağıttığımda karşıma çıkan şey, sadece dış dünyanın sahteliğinden kaçan yaralı bir kurban değil; meşru bir yalnızlığın ürettiği o narsisistik kibir ve "tanrılaşma" krizidir. Anlatıcı o fildişi kulesinden dışarıya öyle bir tiksintiyle bakıyor, o insanları "ayak takımı" diyerek öyle bir yaftalıyor ki, aslında o insanların sadece hayatı ıskalamadan, o acı-tatlı dengesiyle, yani basitçe insan olmanın o en yalın doğasını yaşadıklarını gözden kaçırıyor. Kendini o kadar yukarıda, o kadar benzersiz bir acı eşiğinde konumlandırıp çevresinin sığlığına o kadar odaklanıyor ki, bir süre sonra kendi içindeki o meziyetleri besleyecek somut bir alan bile bırakmıyor ve ortada sadece devasa bir başkalarından iğrenme seansı kalıyor. Kaldıramadığı, o ağır buhranın altında ezildiği asıl ikilem de tam burada düğümleniyor zaten; ya o nefret ettiği kalabalık gibi yalın ve filtresizce insan olmayı beceremiyor, o hayata katılamıyor ya da o sığ çevrede entelektüel olarak gerçekten tek ve nadir bir yerde durduğu için bu benzersiz yalnızlığın yarattığı o narsisistik hapishanede kendi kendini imha ediyor. Kozmik bir sonsuzluğu
Kör BaykuşSadık Hidayet · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202436,7bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 36. kitabı
Paul Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" kitabını okudum ve dürüst olmak gerekirse çok etkilendim. 19. yüzyılda kaleme alınmış bir eserin, bugünün dünyasını, bitmek tükenmek bilmeyen koşuşturmacayı ve plazalardaki hayatı bu denli net resmetmesi beni ziyadesiyle şaşırttı. Günümüzde hepimizin zihnine "Çok çalışmak en büyük meziyettir" fikri yerleştiriliyor. Sürekli bir yerlere yetişme telaşındayız, yorgun düşüyoruz ve sadece çarkın dönmesi için aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri alıyoruz. İşte bu kitap, tam da bu noktada bana bir aydınlanma yaşattı. Lafargue, "Hayatımızı neden sadece çalışmak ve tüketmek üzerine inşa ediyoruz? " sorusunu ortaya atıyor ve bu zorunlu çalışma çılgınlığını ustaca eleştiriyor. Beni en çok etkileyen kısım teknolojiyle ilgili olanıydı. Günümüzde teknoloji bu kadar ilerlemişken, hayatımızın daha kolaylaşması ve bize daha fazla boş vakit kalması gerekmez miydi? Oysa tam tersi oldu; bilgisayarlar ve telefonlar yüzünden artık işi eve, yatağımıza kadar taşıyoruz. Makineler bizi özgürleştireceklerine, bizi kendilerine daha çok esir aldılar. Lafargue'ın kastettiği "tembellik", bütün gün hiçbir şey yapmadan öylece uzanmak anlamına gelmiyor. Bir insanın kendine, ilgi alanlarına, sanata, felsefeye ve gerçek manada "yaşamaya" zaman ayırabilmesi demek. Yani hayatı ıskalamamak. Kitap belki her derde deva mükemmel bir çözüm sunmuyor ama çok yerinde bir soru soruyor: Hayatta kalıp bir şeyler harcamak için mi yaşıyoruz, yoksa gerçek yaşam bu mu? Bugün hepimizin deneyimlediği o tükenmişlik halini, stresi ve telaşı anlamak için muazzam bir eser. Modern yaşamın esareti altında ezildiğini hisseden herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202513,3bin okunma
Berbattı
1/10
·112 syf.··
2026 82. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 10:51
Kitaptaki yazılanlara şiir demek çok güç. Vaktinizi harcamak istemiyorsanız bu sözde şiir kitabını es geçin derim. Gerçekten berbattı. Zamanınıza yazık etmeyin.
Dağı ÖpmelerOğuz Tansel · Yapı Kredi Yayınları · 200631 okunma