Büşra T.

Büşra T.
“Ah bu eski kağıtlardan, eski kitap aralarından, unutulmuş eski defterlerden çıkan matem kokusu!”
10/10
·198 syf.·
2021 5. kitabı
Nereden başlasam, önce neye değinsem bilemiyorum.. Eşim 2005 yılında kütüphanesine eklediği bu kitabı, evlenip kitaplarımızı birleştirdiğimiz günden beri bana okumamı tavsiye ediyordu. Belki kitabın adı belki de yazarı yani Tarık Akan ben de büyük bir okuma hevesi uyandırmamıştı. Çünkü Tarık Akan, bu kitabı okuyana dek benim için Yeşilçam'ın yakışıklı, çapkın başarılı oyuncusu olmaktan ibaretti. Ancak yine eşimin, ben hangi kitabı okusam diye düşünürken elime bunu tutuşturup buna başla demesiyle Tarık Akan'ın da bende yeri değişmeye başladı. Ve bunu bu kadar geç fark ediyor oluşum da beni bir hayli üzdü.. Son dönemlerde asıl alanı dışında şarkıcılığa, yazarlığa, oyunculuğa her şeye el atmaya çalışan ve hiç birini tam yapamayan sanatçı kitlesine öyle alışmışız ki, bir oyuncunun hem iyi bir yazar olabileceğine hem de hayatına dair ciddi meseleleri olabileceğine olan inancımızı yitirmişiz. Ve bu kitap beni bu düşüncemden ötürü utandırdı. Kitabı elinize bir kere aldıktan sonra bırakamayacağınız gibi bıraktığınızda da meseleler aklınızdan hiç çıkmayacak.. 81-82 senelerinde Tarık Akan'ın yaşadığı tutukluluk süreci ve sonrasında yaşadıklarını kaleme aldığı bir anı niteliğinde olan bu kıymetli eseri okumayan kalmamalı. Aynı zamanda kitapta Yılmaz Güney'in ödüllü filmi "Yol"a dair de açıklamalar, bazı anılar yer alıyor. Damat Ferit'ten Seyit Ali'ye uzayıp giden bir yol bu kitap.. Akan'ın paylaştığı bu anılarda 80'li yıllar Türkiyesinden ufak kesitlere şahitlik edeceksiniz ve inanın bana o dönem yaşananların yanında bu kitapta okuyacaklarınız az bile.. Okuyun, okutturun.
Anne Kafamda Bit VarTarık Akan · Can Yayınları · 20247,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Heceleme beni artık Allah'ım. Bırak okunaksız kalayım" diyen kitap
Puan vermedi·93 syf.·
2019 42. kitabı
Ben bu ya zı şek lin den hiç bir şey ANLAMADIM ... Şiir... Söylenmesi ne kadar kolay bir kelime değil mi? Tek nefeste çıkıyor insanın ağzından. Peki ya aynı şekilde tek nefeste de yazılabilir mi dersiniz bir şiir? Diyelim ki yazıldı, ona şiir demeye diliniz varır mı sizin? Benim varmaz. Nedir şiir? Nasıl olmalıdır? En güzel nasıl yazılır? diye sorsam belki de cevap veren sayısı kadar farklı tarifler atılır ortaya. Herkes kendi edebiyat anlayışına göre tanımlar yapar, güzel anlayışını yansıtır, estetik zevkine göre yorumlarda bulunur. Peki tanımı bile tek bir cümleyle kısıtlandırılamıyorken, tek bir kalıba sığdırmak mümkün müdür şiiri? Bir kalıba sığdırmak bence şiirin mantığına ters, mümkün değil ama bir tanım yapmada da mahsur yoktur umarım diye düşünerek ufak bir tanım da ben ekleyeceğim. Şiir kelimesi Arapça'da şe'a'ra kökünden gelir, yaygın olarak "hissetmek" ve "anlamak" manalarında kullanılır. Yani hissedilerek okunan, yazılan şeydir. Bu yüzdendir ki şiirde yapıdan önce her zaman bir yaşantı arıyorum. Ufacık bir yaşantı sezdiğimde ise birden şiirin içinde buluyorum kendimi. "Hissediyorum". Mısralar elimden tutup beni bir şiir sokağında gezintiye çıkarıyor sanki. Ruhum besleniyor o esnada. Bundan dolayı da en değer verdiğim kitap türüdür. Yapısal olarak ise ister nesir şeklinde olsun, ister dörtlük, isterse beyitler halinde; yaşantıyı hissettiğim an bunların hiç birisi gözüme gelmez. Ancak bu kitapta ilk kez şöyle bir şey yaşadım, alt alta yazılmış heceleri yan yana getirip cümleler oluşturmaya çalışırken, şiirdeki manadan uzaklaştım ve tek odak noktam hecelerden cümle kurmak oldu. Kitabın yarıdan fazlası şu şekilde şiirlerden oluşuyor. "Al dan ma
Geç Gelen AğıtlarOruç Aruoba · Metis Yayıncılık · 20171,133 okunma
Tezer ile bir intiharın izinde
10/10
·126 syf.·
2019 2. kitabı
Buz soğuğu bir tımarhane köşesi. Karşımda sen. Saçların ortadan ikiye ayrılmış, yüzün biraz solgun, başın hafif öne eğik. "Nasılsın Tezer?" diye bile soramıyorum. Biliyorum. Konuşmak istiyorsun, izin vermiyorlar. Anlatmak istiyorsun, dinlemiyorlar. Oysa anlatacak ne çok şeyin var. Karşı çıkmak istediğin ne çok evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var... Karşı çıkmak istediğin kurallar var. Bilmiyorlar. Bir çığlık yükseliyor, haykırışlar... "Küçük dünyanız sizin olsun!" Haykırışlar. Elektroşoklar. Serumlar. Ve derin bir suskunluk. Susuyorsun... İyileştiğini zannetmeleri için susman gerekiyor. Susarsan iyisindir, akıllanmaya başlamışsındır. Çünkü farklı şeyler konuşmak, farklı düşündüğünün alametidir, düşünebiliyorsan konuşacak şeyin olur. Düşünmeni istemiyorlar. Düşünmemelisin, çünkü bu topluma düşünmeyen insanlar lazım. Sus, düşünme, aptalı oyna... Susuyorsun.. Konuşmak deliliktir. Konuştuğun kadar işkence görürsün.. Sus... Çıkman lazım buradan; daha gidilecek yerler, görülecek yapılar, binilecek trenler, okunacak kitaplar, isyan edilecek düzenler, konuşulacak insanlar, intihar edilecek günler var. 'Her yirmi dört saat, hem yaşam, hem ölüm.' diyordun. Nice ölümler, nice yaşamlar var önümüzde. Ve gün gelecek Tezer, 'Her şey geçecek, hiç bir şey geçmese de...' Biliyorum. 'Şimdi sen ölü bir anı olmak istiyorsun. Başka kentlerin başka sınırlarından arıyorsun. Daha uzaklara gitmek istiyorsun.' Gideceğiz. Bir pazar çıkıyoruz buradan, yeni yerler görmenin ümidiyle nereye gideceğimizi bile bilmeden düşüyoruz yollara. Yağmurlu bir pazar. Yokuş yukarı çıktığımız arnavut kaldırımlı dar bir sokakta hiç konuşmadan ilerliyoruz. Hava kararmak üzere. Sen zaten yağmuru seversin. Duyumsamıyoruz yağmurun soğuğunu bedenlerimizde. Görülecek hayatlar var bu sokakta.
Edebiyat
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Erbaş ile boğazları düğümleyen, hüzün dolu kısa bir sohbet
Puan vermedi·84 syf.·
2019 20. kitabı
18.01.2019 / Cuma “Şu Metin var ya şu Metin, severim bu hergeleyi. 45 yıllık yol arkadaşım eşim Hatice Hanım’ı toprağa gömdükten çok kısa bir süre sonra hepimiz yine oturduk rakı masasındayız, ki ben eşimi gömmeden bir saat önce bile bir duble içip gittim cenazesine, başka türlü dayanılır gibi değil ki. Neyse işte, bu Metinle yine kurduk rakı masasını, dökeceğiz varımızı yoğumuzu ortaya. Ben pek de güzel olmayan sesimle türkülere tam başlamıştım ki Metin bir laf attı ortaya, Hatice Hanım bir gün bana "Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben." dedi, sustu sonra.. Ben de sustum… Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.” Burada Erbaş’ın şu dizesiyle sözleri arasına bir parantez açıp sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğim.. // “Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?” // #38813456 “Acımla yazdım her şeyi. Bir imgem vardı benim, “Ömür Hanım”. Bir şiirimde kullandım bunu, kendimle olan bir iç konuşmamdı aslında, ömrüm elden giderken ömrüme bir şiir yazdım, bir imgelem kullandım, herkes onu Hatice Hanım’a benzetti, ona yakıştırdılar. Sonraki şiirlerimde Ömür Hanım, oldu Hatice Hanım... Sonra herkes kendi sevdiğine benzetti, kendi aşklarını, kendi acılarını buldu şiirlerimde. Ben ve şiirlerim topluma mâl
Şiir
Otların Uğultusu AltındaŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20245,5bin okunma
10/10
·76 syf.·
2018 4. kitabı
Tezer.. Senden arta kalanların toplandığı bu kitabı okuduktan sonra benden arta kalanları düşündüm de, bir hiçlik duygusu nasıl anlatılır bilmiyorum ki... En sevdiği yazar olan Cesare Pavese'nin intiharından hissettiği acı ile yaşayan, yaşadığı bu acıdan mutluluk duyan ve genel anlamda acıyı bir mutluluk olarak nitelendiren, oysa iliklerine kadar ıstırap çeken bir kadın; Tezer.. Ve yeri gelmişken eklemek istiyorum, Tezer Özlü çoğunluğun zannettiği gibi intihar ederek yaşamına son vermemiştir, tıpkı Didem Madak gibi kanserden ölmüştür. Ölüme böylesine hasret duyan birinin, ulaşabileceği en güzel sonu yaşadı yani. Ardında bıraktığı kırık dökük cümleleri ile.. Ölümün yakınlığını bir nefes gibi ensesinde hisseden bir kadının, baktığı herşeyde gördüğü ölüm ve anlamsızlık hissini okumakla kalmıyor, yaşıyoruz bu eserde. Sayfa 13te "Beni öldürdüm. Her insanı öldürmek kanısı ile öldürdüm. BEN BEN MİYİM? BEN HERKES MİYİM? BEN HER ŞEY MİYİM? Yatıyorum. Kısa süre sonra gelecek ölüm. Biliyorum bunu. Umursamıyorum oysa." diyor. Defalarca okudum, defalarca yandım.. Kendi içinde kendini öldürmek nasıl bir his? Nasıl bir tükenmişlik, kendini kendinden nasıl bir dışlama böyle? Bir yürek nasıl taşır ölü bir ruhu bedeninde? Her eseri benden bir şeyler koparmıştır zaten, Ama 'Kalanlar', benden kalanları sorgulattı bana. Hüzne düşmek isterseniz bir gece vakti, önerebileceğim en güzel eserlerden birisi. Okuyun, okutturun.. Selâmetle.
KalanlarTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 20227,5bin okunma