Büşra T.

Büşra T.
“Ah bu eski kağıtlardan, eski kitap aralarından, unutulmuş eski defterlerden çıkan matem kokusu!”
1067 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
3/10
·152 syf.··
2017 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2017 17:25
İncelemeye geçmeden önce şunu belirtmeliyim ki, bu satırlar kitabın okunması tamamlandığında sıcağı sıcağına kaleme alındı. Yazacaklarım her zaman olduğu gibi kişisel görüşlerimdir. Mutlak doğruluk ya da hedefi 12'den vurma iddiası taşımamaktadır... Jose Saramago, ülkemizde önceden bir avuç insanın haberdar olduğu ama özellikle ölümünden sonra, yani 2010'dan itibaren daha geniş bir okur kitlesine ulaşan, Kırmızı Kedi'nin muhteşem pazarlama stratejisinin de etkisiyle son yıllarda zirve yapan ve neredeyse döneminin en baba yazarlarıyla bir anılmaya başlayan Portekizli bir yazar. Birkaç yıl önce, Kırmızı Kedi bu yazarın kitaplarını güneş sarısı bir renge boyayıp, 'gönül birliği' kurduğu Oda Kitap ve benzeri satış kanallarında 6.90, 9.90 gibi spot fiyatlarla satışa sundu. Bugün çoğumuzun kitaplığında en az bir adet Saramago kitabının olmasının ve herhangi bir kitapçıya girdiğimizde Saramago kitaplarını 100 metre öteden seçebilmemizin arkasında yatan nedenlerden biri de budur. Bu strateji tutunca ve Saramago ülkemizde tabir-i caizse 'lig atladığında' ise 6.90'a satılan bazı kitaplarının fiyatları da bir anda 20 TL seviyesine yükselmiş oldu... Bu girişin ardından yavaş yavaş kitaba geçelim... Kabil, Saramago'nun son kitabı, benim ise okuduğum ilk kitabı oldu... Okumadan önce çeşitli mecralarda yorumlara kısaca göz attım. Yorumlar genelde birkaç noktada toplanıyordu: 'Müthiş bir sorgulama', 'Dini anlamda hassasiyeti olanlar hiç bulaşmasın', 'Edebiyat ve felsefenin dar koridorlarından geçiyor...' vs... Tabii ki herkesin görüşüne saygı duymak ve ciddiye almak benim için temel bir prensip... Kitapların güzel tarafı, okuyan herkesin üzerinde farklı bir iz bırakması... Ancak ben bu kitapta ne derin bir felsefi sorgulama, ne zamanın ötesinde bir cesaret ne de dar koridorlar
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,2bin okunma
Büşra T.
Kitabı okuduktan sonra diğer okurlar kitap hakkında ne düşünmüşler diye incelemeler kısmına girdim. Düşüncelerimin yazıya aktarılmış halini buldum. Son derece katlıyorum bu yoruma, ekleyecek başka hiç bir şeyim yok. Kitap yazıklarınızdan ibaret.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ayrı ayrı ırktan olanlar arasında değil aynı millet içinde, hatta aynı aile efradı dahilinde bile ne derece ayrılıklar, ne kadar bayağı menfaatler hüküm sürdüğü ortaya çıktı. Meğerse Ademoğlu hileden ibaretmiş. Bu kadar düşmanlık eden insanların nasıl olup da birbirlerini mahvetmeyerek asırlardan beri bir arada yaşayabilmiş olduklarına şaşırdım...
Sayfa 89·Kitabı okudu
Edebiyat
Büşra T.
Adam okuyor.. 😃
Boşlukta upuzun bir yürüyüşe çıktım. Ne düşündüğümden emin değilim ama yalnız kalmak istiyordum. Zaman geçti. Ne kadar zaman geçtiğinin ne önemi vardı ayrıca? Zaman geçti. Muazzam mesafeler aldım. Hiçlik tepe ve vadilerini, hiçlik katmanlarını, had safhada boşluğu nadiren fark ederek bir sürü yöne ilerledim. Ne düşündüm veya ne kadar zaman geçti, emin değilim. Çağlar geçti belki.
Büşra T.
Bu alıntı bir süre aklımda yer edecek, sebebini bilmediğim bir şekilde içime işledi şu bir kaç cümle..
Johanna'nın oğlu Arthur Schopenhauer'a yazdığı son mektup
"Dün annene karşı sergilediğin uygunsuz davranıştan sonra gürültüyle çarptığın kapı artık ikimizin arasında sonsuza dek kapalı kalacak. Sayfiyeye gidiyorum ve senin gittiğini öğrenene kadar da geri dönmeyeceğim... Bir annenin kalbinin nasıl olduğunu bilmiyorsun. Ne kadar duygulu bir şekilde severse, bir zamanlar sevdiği elden gelen her darbeyi o kadar acı dolu bir şekilde hisseder... Sen kendini benden kopardın. Güvensizliğin, hayatıma ve arkadaş seçimime yönelttigin eleştirilerin, bana karşı keyfi davranışların, cinsiyetimi küçümsemen, mutluluğuma katkıda bulunmak istememen açgözlülüğün ve daha pek çokları bana kötü görünmene neden oluyor... Ben ölmüş olsaydım ve sen de babanla uğraşmak zorunda kalsaydın onu da eğitmeye cesaret eder miydin? Onun hayatını, arkadaşlarını da kontrol etmeye çalışır mıydın? Ben ondan daha mı değersizim? O senin için benden daha fazla şey mi yaptı? Seni benden daha mı çok sevdi? Benim sana olan görevlerim sona erdi. Kendi yoluna git. Artık seninle bir bağım olmasını istemiyorum. Adresini bırak ama bana yazma, bundan sonra senden gelen mektupları ne okuyacak ne de cevaplayacağım... Artık her şey bitti... Beni çok incittin. Yaşa ve olabildiğin kadar mutlu ol." Ve bu son oldu. Johanna yirmi beş yıl daha yaşadı ama ana oğul bir daha hiç görüşmediler.
Sayfa 154
Tuğçe isimli okura yanıt verildi
Büşra T.
Evet, istemeyerek yaptığı evliliğin sonucunda eşinin intiharı onun için bir bağlarından kurtuluştu. O kurtuluşta, kendi hayatını yönlendirmeye başladığı altın çağında fikirsel olarak hiç ortak noktada buluşamadığı oğlu Arthur onun için bir ayak bağıydı. Yıllarca özlemini duyup hayalini kurduğu hayatı yaşamasının önüne oğlunun gecmesini izin vermedi ve tam da dediğiniz gibi Arthur'un kadınlara nahoş bir bakış açısına sahip olmasına sebebiyet verdi..
Kierkegaard, çifte umutsuzluk adını verdiği şeyi yaşayan bazı insanları anlatır. Bu insanlar umutsuzdur ama umutsuz olduklarını fark edemeyecek kadar kendilerini aldatırlar. Demek istediğim şu: acılarımın çoğu, arzularımla hareket etmemin sonucunda ortaya çıkar ve sonra bu bir anlık tatminle mutlu olurum, kısa süre sonra bu tatmin can sıkıntısına dönüşür, derken bir arzu daha ortaya çıkar. Schopenhauer bunun evrensel insan durumu olduğunu düşünmüş. İstemek, anlık tatmin, can sıkıntısı, sonra daha fazla şey istemek.
Sayfa 106
Büşra T.
Zaten Schopenhauer'a göre mutluluk durumu şöyledir; insan bir şeyi ister, ona ulaşmak için çalışır çabalar, kat ettiği her aşama anlık mutluluk verir ve nihayete ulaştıktan sonra o anın mutluluğu tadılır ve çok geçmeden yerini yalnızca bir can sıkıntısı ve yeni bir mutluluk arayışı alır. Bir dağın zirvesine ulaştıktan sonra gidecek tek yer o zirveden aşağı iniştir, Schopenhauer'a göre mutluluk da tam olarak böyledir.