…Evet oydu .O kız. Düşünde elinden aşk kadehini yudumladığı dünyalar güzeli Kara Sultan, pencere kenarında oturmuş, gergef okumaktaydı…
Ardından tuttu kızı iki gözünden öptü ve şaşkınlığı bir nebze geçti ki sordu ;”Aman efendim! sen hangi bağın gülü ,hangi bahçenin bülbülüsün?”
Neye uğradığını şaşıran kız kekeleyerek “Babam İsfahan Şah’ın bir önceki hizmetkarı keşiştir. Kerem eyle , beni görmesin, bırakıver” deyip Yiğit’e yalvardı. Bırakmadı Mirza ;”Aslı nedir söyle ,bırakıvereyim !”
Kız yine;” Kerem eyle, babam görmeden beni bırakıver” diye yalvardı. Mirza, bu kez insafa geldi ;”Aslanı söylemesen de bırakıveririm ama bir şartla.” “Kerem eyle,söyle…” “Bundan böyle senin adın Aslı ,benimkisi Kerem olsun, tamam mı?” Diye başlayan İsfahan, Zengi, Hoy, Gence, Revan ,Çıldır, Ahıska merkez, Kars ,Oltu, Bayat ,Üsküp ,Van, Muş ,Erzincan, Ağrı ,Harput, Ankara, Tokat Sivas, Kayseri ,Karapınar ,Tarsus, Belen Halep’e kadar süren meşakkatli aşk yolculuğu, Keşişin kötü planlarıyla, Keremin ardından Aslı’nın da cayır cayır yanması ile hazin bir şekilde bitse de o yollar boyunca biz sadece Kerem’in aşkına, mücadelesine şahit alıyoruz. Aslı’yı -her ne kadar sonu hazin olarak bitse de- daha gayretsiz ,aşkına karşı daha kaypak gördüm.
Yeni yakınlarda okuduğum Romeo ile Juliet tiyatrosunun Anadolu versiyonu( ya da tam terdi) olan bu Halk hikayesi bir kez daha coğrafyalar değişse de konu başlığı aşk olan hikayelerin varlığı her daim olmuş ve olacağının örneklerinden.
Bizler aşkı severiz. Aşk acısı çekenlere üzülürüz . Bir de bu aşıkların vuslatı , düğünleri cennete kalmışsa ağıtlar bile yakarız.
“ Dostlar işte böyle, bu iki aşığın düğünleri cennette olsa gerek ,bizlere dahi bu düğünü görmek nasip olur inşallah!”