Mevsimler birbirini özler, tıpkı erkeklerle kadınlar gibi.. Aşırılıklarından kurtulabilmek, şifa bulabilmek için.
İlkbahar, normalden bir hafta uzun sürerse, daimi vaat günlerinin sona ermesi için yazı arzulamaya başlar. Yaz da kısa sürede, ısısını düşürecek bir şey için ter dökmeye başlar ve sonbaharların en hafif geçeni bile kibarlıktan kısa sürede sıkılıp, ansızın bastırarak onun verimliliğini öldürecek, sert bir kırağının özlemini çeker.
Kış bile -ki en sert, en amansız mevsimdir-, şubat ağır ağır yaklaştıkça, kendisini yakında eritecek alevin hayalini kurar. Her şey zamanla yorulur ve kendinden kurtulmak için, bir karşıtlık aramaya başlar.
Bir zamanlar, insanlar düşünme işini makinelere devretmiş, böylece özgürleşmeyi umut etmişlerdi; ama bu, makinelere sahip baska insanlarin onlan köleleştirebilmesine yol açtı sadece.
“Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yaradığını hissetmek, işte, yaşamanın yegane manası,” diyordu ve böyle düşünürken bütün kederlerini, hayal inkisarlarını, içsıkıntılarını unutuyordu.