Kitap gayet güzeldi. Sylvia'nın kaleminden çıkan sözcükler dışında bir şeyler görmek beni mutlu etti. Uzun uzun düşündürdü. Kitapta hayatına dair birçok detay var, kızı Frieda'nın yazdığı biyografide ve kitabın son sayfasındaki kronolojik biyografide. Fakat zoruma giden bazı şeyler vardı. Frieda'nın bu kitabın bir yerinde babasından hayranlıkla söz etmesi. Babasına olan sevgisine bir şey denilmez ama annesine bunca şeyi yapmış bir adamdan Sylvia ile ilgili bir kitapta böyle bahsetmesi sinirlenmeme sebep oldu.
Sylvia'nın yazdıklarına baktığımda aşkı gözlerimi doldurdu. Ama yine sinirlenmedim desem yalan olur. Kendini Ted'in kollarına tümüyle bırakması ve varlığını onun varlığına muhtaç görmesi sinirlerimin hareketlenmesine sebep oldu. Üzüldüğüm nokta ise Ted'in bunu hak etmemiş olması. Sylvia tamamen sanat için yaratılmış bir kadın ve en iyi yaptığı sanat ise aşık olmak.
"yirmi gün sonra 24'ümü doldurup 25'ime basıyorum - bunu bu şekilde söylemem acımasızca ama doğru; çeyrek asır heba oldu; tanrım lütfen üç çeyrek asır daha bana bahşet; senin varlığınla ister gün, ister gece, ister fırtına ve holokost olsun..." ah sylvia ahhh... Sylvia Plath
Kitapta; şairin kızı Frieda Hughes'un kaleminden çıkmış bir önsöz, Sylvia Plath'ın 1956 yılında yazdığı biri eşine ikisi annesine olmak üzere üç mektubu, 1957 tarihli bir günlük metni ve şairin yine aynı yıllarda yaptığı çizimler yer alıyor.
Bu kitabı şairin çok yönlü kişiliğini keşfetmek için merakla almıştım. Kızının yazdığı önsözde belirtildiğine göre Plath, ergenlik yıllarında özel olarak resim dersleri almış ve 20'li yaşlarının ilk yarısında yaptığı gezilerinde gördüğü nesne ve yerleri çoğunlukla eskizler olarak çizmiş. Kitapta yer alan çizimler için sanat eseri demek doğru olmasa da, şairin resim yeteneği ve çizimlerin başarısı ilk bakışta bile görülüyor. Şair bu çizimlerinde daha çok ilgisini çeken nesneleri fotoğraf çeker gibi kalemiyle çizmiş. Bu da tam olarak sevgili Sylvia'nın başvurabileceği bir yaratım yolu gibi geliyor bana.
Bu, keyifli ama yazarın yaşamını ayrıntılı bildiğim için benim için hüzünlü bir kitaptı. Sevgili Sylvia kısa yaşamına çok yönlü kişiliğinden oluşturduğu bir sürü tohum ekmiş. Henüz otuz yaşında vefat eden şair, kaşif ruhlu biriydi. Hem kendine, hem de dünyaya karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir içsel keşif isteğiyle yaklaştığı, onun kendine ve diğerlerinin ona dair anlatımlarında net olarak görünüyor. Ben bu kitaptaki çizimlerine baktığımda da aynı durumu düşündüm; çizimleri de tıpkı şairin her yana ilerlemek için büyük isteği gibi, bir tohum ama büyüme fırsatı bulamamışlar... Bunlar güzel çizimler ancak onlara bakınca şairin yaptıklarının doyumunu değil, potansiyelinin eksik kalışının hüznünü hissettim.
Şairin hayranlarına ve çizime ilgisi olanlara önerebileceğim bir kitap. Kitap özelinde getirebileceğim öznel eleştirim ise, kitapta şairin kaleminden çıkmış daha çok mektup görmek isterdim. Madem kitapta şairin sadece çizimleri
Sylvia Plath, Amerikalı şair ve yazardır.
Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.
Hayatı;
1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.
Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath'ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow'un ünlü şairi canlandırdığı "Sylvia" filmine de aktarıldı.
Plath'ın Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında bulunan "Sırça Fanus" adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.