Wulf Dorn'un kitaplarını sevme nedenim, psikolojik gerilim ile gizemi bir araya getirirken okuyucunun zihniyle oynamayı çok iyi başarması. Fobi de tam olarak böyle bir kitaptı. Daha ilk sayfalardan itibaren insanın içine yerleşen o huzursuzluk hissi kitap boyunca hiç kaybolmadı.
Düşünsenize; bir gece eşinizin eve geldiğini sanıyorsunuz ama karşınızdaki kişinin eşiniz olmadığını anlıyorsunuz. Üstelik bu yabancı adam eşinizin arabasıyla gelmiş, onun anahtarıyla kapıyı açmış ve onun kıyafetlerini giymiş. En korkuncu ise, size sanki gerçekten karısıymışsınız gibi davranıyor olması. Kitabın çıkış noktası bile tek başına oldukça ürperticiydi. Ben daha ilk bölümden itibaren Sarah'nın yaşadığı çaresizliği ve korkuyu hissettim.
Sarah karakterini sevdim çünkü klasik korku hikâyelerindeki gibi sürekli hata yapan ya da mantıksız davranan bir karakter değildi. Oğlu Harvey'i korumak için verdiği mücadele oldukça gerçekçi geldi. Bir anne olarak yaşadığı korku, panik ve çaresizlik çok iyi aktarılmıştı. Özellikle evin içinde geçen ilk bölümler o kadar gerilimliydi ki kitabı elimden bırakmak istemedim.
Bir düğünle başlayıp insanın kalbine yerleşen bir hikâye…
Jasper, küçüklüğünden beri Eaton ailesiyle yaşayan, artık kan bağı olmasa da ailenin tam anlamıyla bir parçası olmuş ünlü bir hokey oyuncusu. Sloane ise Eaton’ların kuzeni ve Jasper’ı gördüğü ilk andan beri sessizce seven bir başbalerin…
Tam düğün günü, Sloane’ye bilinmeyen bir numaradan nişanlısının onu aldattığını gösteren bir video geliyor. Zaten içten içe hiç istemediği bu evlilik, o an tamamen geri dönülmez bir noktaya ulaşıyor. Damatla yaşanan büyük kavganın ortasında odaya Jasper giriyor ve Sloane tek bir şey söylüyor: “Beni buradan götür.” İşte her şey tam da burada başlıyor…
Sloane’i gerçekten çok sevdim. Kendini yavaş yavaş keşfetmesi, yıllardır bastırdığı istekleri fark etmesi ve sonunda kendi sesini bulması çok güzeldi. Kırılgan ama aynı zamanda güçlenen bir karakter okumak çok keyifliydi. Ve Jasper’ın, ne olursa olsun onun yanında oluşu… Kalbime küçük bir çentik attı
Ama dürüst olayım, kitabın gizli yıldızı benim için Harvey’di. Jasper ve Harvey sahneleri kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Harvey’in Jasper’a yaklaşımı, onu hiçbir zaman “öteki” gibi hissettirmemesi, öz çocuklarından ayırmaması o kadar içimi ısıttı ki… Bazı bağların kanla değil, sevgiyle kurulduğunu tekrar hatırlatan türden sahnelerdi.
Romantizmi, aile bağları ve karakter gelişimiyle sıcak, akıcı ve kalbi yumuşatan bir hikâyeydi. Özellikle “found family” temasını sevenler için tam bir sarılmalık kitap.
️ Bir düğünden kaçış hikâyesi gibi başlayıp aidiyet, sevgi ve kendini bulma yolculuğuna dönüşüyor.
ÇaresizElsie Silver · Nemesis Kitap · 2024682 okunma
2024 yılında Booker ödülünü kazanan, çıktığı gibi hevesle ve heyecanla satın aldığım ve başladığım ama birkaç sayfa okuduktan sonra bir türlü devamını getiremediğim bir kitaptı Yörüngede. Bu ay kendisine bir kez daha şans vermek istedim ve sıfırdan bir kez daha başladım kitaba. Sanırım o zamanlar henüz kitabın zamanı gelmemişti benim için çünkü bu kez keyifle, kitabın vaat ettiklerini hissederek, tam bir tatmin duygusuyla okudum kitabı. Yörüngede konu itibari ile kolay bir kitap değil çünkü kitap uzayda, bir uzay mekiğinin içerisinde geçiyor ve biz kitap boyunca altı astronotun dünyayı bir tam gün içerisinde 16 kez turlamalarının ve bu bir günlük süre içerisinde kafalarından geçenlerin hikayesini okuyoruz aslında. İç sesler, bilinç akışı, minimum diyalog ve minimum olay örgüsü ile yazılmış bir kitap Yörüngede. Yani o bir günlük süre içerisinde bu altı astronotun başına ekstrem olaylar gelmiyor ya da büyük bir felaket atlatmıyor, dünyayı falan kurtarmıyorlar. Onlar için sıradan bir günde yaptıkları şeyleri yaparak geçirdikleri bir gün sadece ve biz de o güne konuk oluyoruz. Peki o kadar basit ve sıradan biz neden bu kitabı okuyoruz ve bu kitap neden Booker ödülü aldı diyebilirsiniz. Bu da sanırım iç diyalog ve bilinç akışının doğru kullanılmasıyla ve olay değil duygu bazlı bir aktarımla bize varoluşa dair bazı sarsıcı hisler yüklemesi ile alakalı diye düşünüyorum. Ben kitabı sevdim fakat herkese göre bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Özellikle de dinamik olay örgüsü ve bol diyalog seven okuyuculardansanız pek size hitap etmeyecektir. Daha durgun, iç dünyalara dair metinleri seviyorsanız sizi saracaktır.
King, korku klasikleriyle tanınıyor. Şüphesiz ki o, usta bir hikaye anlatıcısı ve izleyicilerini nasıl korkutacağını biliyor; ancak 11-22-63 tamamen farklı bir tür. Bu bir korku romanı değil. Burada daha çok modern zaman yolculuğuyla harmanlanmış bir tarihi kurgu var. Aslında, daha çok bir aşk hikayesi diyebilirim.
Özetle, bu kitap, JFK suikastını durdurmak için geçmişe gönderilen Jack Epping hakkında. Boşanmış, çocuğu olmayan ve gitmesine engel hiçbir şey bulunmayan bir İngilizce öğretmenidir. Onu geçmişe götüren "Tavşan Deliği" onu Eylül 1958'e bırakır, bu yüzden Lee Harvey Oswald'ın 22 Kasım 1963'te başkanı öldürmesini nasıl engelleyeceğine dair hazırlık ve planlama yapmak için tam beş yılını geçmişte geçirmek zorundadır.
Bu kitapta çok şey oluyor. Aklınızda tutmanız gereken bir şey, Jack'in istediği zaman "Tavşan Deliği"nden geçerek günümüze dönebilmesi ve sadece 2 dakika geçmiş olmasıdır. Sonra geçmişe dönerse, her şey orijinal geçmişe sıfırlanır ve 1958 yılının Eylül ayına geri döner.
OKUDUĞUM İLK STEPHAN KİNG ROMANIYDI. DAHA SONRA DİZİSİNİDE İZLEME FIRSATI BULDUM . KENDİ TARZI DIŞINDA HARİKA BİR ESER.
22/11/63Stephen King · Altın Kitaplar · 20214,182 okunma
Büyük değişim değil, küçük adımlar kazanır.
Kaizen – Sarah Harvey
Bazı kitaplar hayatını bir gecede değiştireceğini söyler. Kaizen ise bunun tam tersini anlatıyor: büyük dönüşümler değil, her gün atılan küçük adımlar kalıcı fark yaratır.
Sarah Harvey, Japonların “sürekli iyileşme” anlayışını günlük hayata taşıyor. Ama bunu klasik kişisel gelişim kitaplarının sert ve baskıcı diliyle yapmıyor. Aksine, sakin, yargılamayan ve insana iyi gelen bir anlatımı var. Kitabı okurken biri sana emir vermiyor da yanında yürüyormuş gibi hissediyorsun.
En sevdiğim yanı, değişimi göz korkutan bir şey olmaktan çıkarması oldu. Çünkü çoğumuz başlamak isterken büyüklüğünden korkuyoruz. Spor yapacaksak hemen kusursuz bir düzen kurmak, toparlanacaksak bir anda tamamen değişmek istiyoruz. Oysa bu kitap, bugün sadece küçük bir adım atmanın da yeterli olduğunu hatırlatıyor.
Elbette çok derin psikolojik analizler ya da sarsıcı yeni bilgiler bekleyenler için sade kalabilir. Ama bence gücü de tam burada: karmaşıklaştırmadan, uygulanabilir bir yol sunuyor.
Bazen hayatı değiştiren şey büyük kararlar değil; her gün tekrar edilen küçük alışkanlıklardır. Kaizen bunu çok sade ama etkili bir şekilde anlatıyor.
Kime öneririm?
• Erteleme alışkanlığıyla mücadele edenlere
• Hayatını yavaş yavaş toparlamak isteyenlere
• Sert motivasyon dilinden hoşlanmayanlara
• Yeni alışkanlık kazanmak isteyenlere
• Daha dengeli bir yaşam arayanlara
Sence hayatı gerçekten büyük kararlar mı değiştirir, yoksa küçük ama sürekli adımlar mı?