İlim sahibi ise, görünen eşyanın kesretinde "vahdet-i vücudu" ispat eder.
İç âlemine "ayniyet" tecellî eden, ilim ve tevhid ehlidir. Bu makamda âlim veya câhil olduğunu bilmen gerekirse, söylediklerine ve hayal ettiklerine itibar etme. Yani, sözlerindeki güzelliklere ve hayalinde güzel ve çirkin gördüğün şeylere nazar etme. İçindeki tecellî, "gayriyet" ile ise, bütün kitapları ezberleyip yutmuş olsan, hakikatte âlim değilsin. Eğer "ayniyet" ile ise, ümmî de olsan hakikatte âlimsin, Rabbânî âlim... Sen, "Rabbim, ilmimi arttır!" duâsını hiç dilinden düşürme.
Bâtınî tecelliler, kalp aynanda "nefs-i nâtıka"na yansıyan ve keşf olunan mânâ suretleridir ki, henüz zihinde düşünmeye ve lisan ile dışta ifadeye geçmeden evvel, onlara bakmalısın, ayniyet ile mi, gayriyet ile mi tecellîdedir? Gayriyet ile tecellide ise, nefsine (ruhuna) aykırı ve Hakk'ın gayrı görünür. Ondan, sana gayriyet hasıl olduğundan, kesret ve fitneye düşer, "vahdet-i vücud" zevkini bulamazsın. Eğer ayniyet ile tecellîde ise, nefsine (ruhuna) aykırı gelmez ve Hakk'ın gayrı görünmez. Ondan sana saffet ve muhabbet hasıl olur ki, bu muhabbet sebebiyle, kesret ve vahşetten kurtulup "vahdet-i vücud" zevkine erersin. Artık bütün sır ve ilimler sana keşfolur.
İçindeki tecellî, gayriyet ile olan kimse vâhid olan vücudun vahdetini, yani birliğini bu tecellî içinde tasdik etse, cehil sebepleriyle vasıflı olduğundan, zındıklığa düşmesinden korkulur. Zira cehil sebepleri varken, "vahdet-i vücud"dan bahsetmek, büyük tehlikedir.