Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
İşte aynadaki o akis için, hayâlî olmaktan başka bir varlık sabit değildir. Zira aynaya herhangi bir vücut hulûl etmiş değildir. Aynanın yüzünde herhangi bir nakış yoktur. O nakış hayaldedir, fakat aynanın yüzünde sanılır. İşte vehim ve hayalle idrak olunan bu nakış, Allah'ın öyle bir sanatıdır ki, onunla vakîn hasıl oluyor ve artık hayal kalksa da o kalkmıyor. Ahirette tahakkuk edecek ebedî sevap ve azap da işte, bunun üzerine terettüp ediyor." "Allah'ın o sanatı ki, her şeyi mükemmelliğe ve yakîne erdirdi" meâlindeki İlâhi ifade buna işarettir.
Sayfa 152 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», VAHDET-İ VÜCÛD, b.d.y
Vahdet-i Vücut
Reklam
Zahir âlimleri, "mümkün"e vücut isnat etmişler, mümkünün varlığını mutlak vücudun fertlerinden saymışlardır. Nihayet, Allah'ın vücudu için "evlâ ve alem - en evvel ve en önce" demişlerdir. Bu mânâ bile, vücuttan doğan kemåller ve faziletler babında "mümkün'ün Allah'a ortaklığını gerektirir ki, tamamiyle yanlıştır. "Allah, bütün bunlardan münezzeh ve yücelmiştir." "Kibriya benim dış giysim, azamet de iç..." meâlindeki bir Hadis-i Kutsî'de bu inceliğe, namütenahi derin bir eda ile temas edilmiştir. Eğer zahir âlimleri bu inceliği tanısalardı, hiçbir suretle "mümkün için vücut aramazlardı; Allah'a mahsus hayr ve kemâli, yalnız sahibinde görürlerdi. (Ey Rabbimiz, eğer unutur ve yanılırsak bizi azarlama!) Tasavvuf ehli ve bilhassa bunların son nesilleri yine "mümkün'ü "vacip"in aynı bilmişler ve onun sıfat ve fiillerini, Allahın sıfat ve fiilleriyle bir tutmuşlardır. Bu zatlar, vücut şirkinden münezzeh ve ikilikten uzak kalmışlarsa da mevcut olmayana vücut biçerler ve noksanı kemâl kabul ederler. Derler ki: "Hiçbir şeyde şer ve noksan, zâti değildir; nisbî ve izafidir. Nasıl ki, zehir dışarıdan insana nisbetle şerdir, hayatı yok eder; fakat bizzat vücudunda zehir taşıyan canlılar için devadır, hayata yardımcıdır. Bunların, bu işde uydukları şey, keşf ve müşahedeleridir ki, kendilerine gösterildiği kadarına varabilmişlerdir. (Allah'ım, bize hakkı hak gösterip uymayı ve bâtılı da bâtıl gösterip ondan sakınmayı nasibet!) **Son derece girift olan bu meselede, önce, son devir tasavvuf ehlinin kendisine uydukları Şeyh-i Ekber Muhyiddin Arabî'nin Şeriat'ın zahirine aykırı görünen mezhebini beyan edip, daha sonra "Müceddid-i Elf-i Sânî-İkinci bin yılının yenileyicisi" Ahmed Farûkî-i Serhendî (İmam Rabbânî) Hazretlerinin Şeriat'a
Sayfa 150 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», VAHDET-İ VÜCUD’A GİRİŞ, b.d.y
Vahdet-i Vücut
Bilinmesi gerekir ki, nefsânî ve şeytanî hatıralar, düşünceler zulmânî cehil mertebesinde; melekî hatıralar da nurânî cehil mertebesindedir.
Sayfa 149 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
(...) muzmahil ve mün'adim olarak (olanlar), zan ve vehim sahipleridir ki, bunlar gizli şirkten tamamiyle kurtulabilmiş değillerdir.
Sayfa 148 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
İlim sahibi ise, görünen eşyanın kesretinde "vahdet-i vücudu" ispat eder. İç âlemine "ayniyet" tecellî eden, ilim ve tevhid ehlidir. Bu makamda âlim veya câhil olduğunu bilmen gerekirse, söylediklerine ve hayal ettiklerine itibar etme. Yani, sözlerindeki güzelliklere ve hayalinde güzel ve çirkin gördüğün şeylere nazar etme. İçindeki tecellî, "gayriyet" ile ise, bütün kitapları ezberleyip yutmuş olsan, hakikatte âlim değilsin. Eğer "ayniyet" ile ise, ümmî de olsan hakikatte âlimsin, Rabbânî âlim... Sen, "Rabbim, ilmimi arttır!" duâsını hiç dilinden düşürme. Bâtınî tecelliler, kalp aynanda "nefs-i nâtıka"na yansıyan ve keşf olunan mânâ suretleridir ki, henüz zihinde düşünmeye ve lisan ile dışta ifadeye geçmeden evvel, onlara bakmalısın, ayniyet ile mi, gayriyet ile mi tecellîdedir? Gayriyet ile tecellide ise, nefsine (ruhuna) aykırı ve Hakk'ın gayrı görünür. Ondan, sana gayriyet hasıl olduğundan, kesret ve fitneye düşer, "vahdet-i vücud" zevkini bulamazsın. Eğer ayniyet ile tecellîde ise, nefsine (ruhuna) aykırı gelmez ve Hakk'ın gayrı görünmez. Ondan sana saffet ve muhabbet hasıl olur ki, bu muhabbet sebebiyle, kesret ve vahşetten kurtulup "vahdet-i vücud" zevkine erersin. Artık bütün sır ve ilimler sana keşfolur. İçindeki tecellî, gayriyet ile olan kimse vâhid olan vücudun vahdetini, yani birliğini bu tecellî içinde tasdik etse, cehil sebepleriyle vasıflı olduğundan, zındıklığa düşmesinden korkulur. Zira cehil sebepleri varken, "vahdet-i vücud"dan bahsetmek, büyük tehlikedir.
Sayfa 147 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
Reklam