Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
- MERTEBELERİ VE ERİŞENLER
Bu noktada bazı büyüklerin kurdukları akli mimariyi biraz tetkik etmek lazımdır. "Vahdet-i Vücud" bahsinde derin nüfuzu ve mazbut sistemi olan büyükler arasında, evvela, vücudun vahdetinde ve mertebelerinde ihtilaf vâki olmuştur. Hak vücudunun en aşağı iki mertebesi kabul edilmiştir: Birinci mertebe, zât mertebesidir ki, onda sıfat tasavvur olunamaz. Ta ki, birbirlerine mukabil ve muhalif olsun... Bu mertebeye "Zat", "Ehadiyet", "Lahut âlemi", "Taayyünsüz âlem" "Hüviyetin gaybı" da derler. Ancak zevk vasıtasiyle hissedilir. Hiçbir bakımdan ölçüye, ibareye ve kaleme sığmaz. İkinci mertebe, zât ile beraber bütün sıfatların yeridir. İşte o sıfatlar, birbirine karşı ve muhalif görünür. Bu mertebeye de "Hazret-i Vâhidiyet" denir. Ve bu mertebenin iki yüzü vardır: Bâtınî ve zahirî yüzler... Bâtınî yüze, "Hazret-i Ulûhuyet; zâhirî yüze de "Hazret-i Rububiyet" ismi verilir. Ayrıca, vücut mertebelerinin zuhuru, üç, beş, yedi ve daha ziyade olarak kitaplarda yazılıdır. Büyük Gavs Abdülkadir (Geylânî) Hazretleri'nin torunları Şeyh Abdülkerim Hazretleri, teliflerinden "vücut mertebeleri"ne tahsis ettiği risâlede, varlık için kırk mertebe beyan etmiş ve sonunda şöyle demişlerdir: "- Vücut mertebeleri sayısız ve sonsuzdur." Vücudun vahdeti, yani varlığın birliği, mertebelerin sıhhatiyle malum olur. Mertebeleri bilmek, vücuddaki vahdeti zevk etmeğe, zevk yoluyle hissetmeğe bağlıdır ve bu zevk, Allah aşkının bir semeresidir. Varlık mertebeleri, "Bir" olan varlığın, itibar ve cihet vecihleridir. Güneşin ışığı, güneşin kendisinden ayrı bir varlık olmadığı gibi, bu vecihler de "bir" ve "mutlak" varlıktan ayrı birer varlık değildir. "Her ne yana dönseler, Allah'ın vechini bulurlar" meâlindeki İlâhi ifade bu makama işarettir. **İşte bu, "bir"
Sayfa 147 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Vahdet-i Vücut
Reklam
“– Hakikat tek; taayyünlerse, birçoktur." İşte bütün sır, bu nokta üzerinde kümeleniyor. Tahkik ehlinin irfan nazarına, birçok şekiller ve benzerlikler altında görünen tek bir hakikattir. Zât'da değil, taayyünlerdeki çokluktur ki, namütenahî görünür. İlâhî isimlerden "Kadir, Alim, Hâlik, Râzık" gibi isimler, mefhum yönünden başka başka olmalarına rağmen, hakikatte delâlet ettikleri Zât bakımından birdirler. İlâhî isimlerin mânâlarındaki bu ihtilaf, akıl cephesinden muhtaç bulunulan, zarurî bir kesret (çokluk) dolayısıyledir. Onların hakikatin aynı ve aslı bakımından, aralarında hiçbir kesret yoktur. Her ismin suretinde görünen birbirine benzeyen müteakip tecelliler, hakikatte birdir. Böyleyken, taayyünler perdesinde hakikatte bir olan tecellîler pek çoktur.
Sayfa 143 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Keyfiyet
Şühûd ehlinin ârifleri, bütün İlâhî ve kevnî hakikatlerde, tek ve mutlak hakikati müşahade edip bütün fiil ve sıfatları ona nispet ederlerse de, herbirinin akıl nazarında farklı olduğunu ve his nazarında taayyün ettiğini gözden kaçırmaz ve işte bu farklılık ve taayyün yönünden vücut mertebelerini muhafaza ederler. Keşf-i ayan veyahut keşf-i ayana iman suretiyle bu vahdete inananlardan yanlışlık zuhuru tasavvur edilemez. Yanlışlık ve galat tasavvuru, ancak, inkarcılar hakkında caizdir. Aynı zamanda da "Vahdet-i Vücûd" fikrine sahip olanların, kelimeler ve ibarelerle muratlarını belirtmelerinde hata ihtimali vardır. Zira onlar bu nevi hakikatlerle tam ülfet sahibi olmadıklarından, meselenin inceliğine zihin yoluyla erişemezler; ve nazik mânâlarda kullanılan lâfızları da bilmedikleri için, incelikleri mecazî kelimelerle ifadeye kalkarlar; neticede muhabbet galebe edince, artık tabirlere de riayet kâbil olmaz ve böylece yanlışlıklara yol açılır.
Sayfa 143 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
- HAKİKATLER
Hakikatler, İlahî ve kevnî olmak üzere iki kısımdır. İlâhi hakikatler, Allah'ın isimlerinde tecellî eder. Meselâ "Rahman" ve " Rezzak" gibi adların isimlendirdiği, tek ve mutlak hakikat olduğu halde, bunlardan herbirinin delaleti, mefhum yönünden, öbürünün delâletine uymaz. Zât bakımından aynı olsalar da, akıl nazarında farklı hakikatleri ifade ederler. Arif olan, bunların ayrıldıkları ve birleştikleri noktaları bilip her iki ciheti koruyarak Şeriatı gözetendir. Kevnî hakikatler, yani yaratılmışlar sahasının hakikatleri de eşyanın isimlerinde tecellî eder. İnsan, melek, hayvan ve cin gibi isimlerin sahipleri, yani "vâhidiyet" mertebesi-nde; (ki, bu mertebeye "taayyun-i evvel: ilk beliriş", "âlem-i ceberût" ve "hakikat-i Muhammediye" de denir.) o derece-den inip de herbiri kendi mertebesinde taayyün edince, varlık halini alınca başka başka olur. Kevnî hakikatlerden herbirinin taayyün etmiş olanları, bu taayyün içinde, aklen ve hissen sabit ve gerçekleşmiş olurlar.
Sayfa 142 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
(...) – “Marifet yolcusu muvahhit, her şeyden evvel hakikatlere ârif olmalıdır.”
Sayfa 142 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», FİİLLERİN TEVHİDİ, b.d.y
Esseyyid Abdülhâkim Arvâsi
Reklam