Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Biri var ki, başında da, sonunda da, varolan O'dur; O'ndan başka var yoktur. Bu dünya" bir varmış bir yokmuş" meâlindedir. Yani ezellerin ezelinde bir zât vardı; ondan başka hiçbir şey yoktu. O zâtın bilgisinde, bu âlemin böyle olacağı vardı. Kendi vücudunun ışığı ile, o zât, bu âlemi var eyledi; bütün mevcutları, varlık çehresiyle apaçık ortaya çıkardı ve görünür kıldı. Yani o zât, yine her ânda bütün mevcutları varlıkla yokluk arasında gezdirir, varlıkla yokluk arasında sanatını gösterir. Ezellerin ezelinde yok olan yine yoktur; isterse var gibi görünsün... Ezellerin ezelinde var olan zât, her şeyi kucaklayıcı ve kendisinde helâk edici mânâsiyle, var olandır. Var ve bir olan O'dur. O, birliğiyle ve sınırsız kudretiyle her şeye kâdirdir. O kudretinin yetkinliğiyle kendi zılli vücûdunu (varlığının gölgesini) sana ve bana ve âlemin her zerresine verdi. Bu sayede sen ve ben, "senlik" ve "benlik"le seçilip birbirimizden ayrılıyor ve farklı oluyoruz. Derinden derine kavrayabilmek lazımdır ki, biz, böylece, hayali vücut taayyünüyle (belirişiyle) başka başka görünüş ler sahibi olmuş bulunuyoruz. Allah bu türlü, ezelî istidadımıza göre herbirimize, kendisine doğru, yol gösterdi. "Her şeye yaratılışını verdi, sonra doğru yolu gösterdi" meâlindeki İlâhi ifade, bu sırra işarettir. Evet; herbirimize, ezelî istidadımız gereğince, Allah, hidayet verip, kendi vücut nuruyle kurtuluş nurunu bahşetti. Bu yüzden, "mutlak hikmet ve münezzeh adaleti" temsil eden kaderden, herbirimiz için hoşnut ve razı olmak icap etti.
Sayfa 140 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», VAHDET-İ VÜCUT’A ANAHTAR, b.d.y
Vahdet-i Vücut
Reklam
Eşya ve hâdiselerin çokluğunda, bütün kâinat, bir ânda var görünür; sonra yine aynı ân içinde yok olur.. Varlık'la yokluk arasında öyle müthiş bir değişme hızı var ki, bu sürat, bize her şeyi var gösterir. Aradaki yokluk hissedilemez. Zira her ân, yokluğun peşini varlık, varlığın peşini de yokluk takip edince, uzun bir müddet, her şeyde varlığın sürekli olduğu sanılır. Her ân ve lahzada, varlık ve yokluktan biri gelip biri gittiği için, ne gelenin geldiği, ne de gidenin gittiği anlaşılır. Var sanılan her şeyin aslı yok olduğundan, İlâhi nurdan bir kıvılcım olan iğreti varlığı yine yokluk takip eder; böylece görünürde varlık, bir ışık ve bir sel gibi akar gider veya bir kıvılcım dairesi halinde döner, durur. İşte bütün Âlem, hakikî varlık kıvılcımlarının dairesi içinde bir hayal gölgesinden ibarettir.
Sayfa 140 - Ekim 2012, «VAHDET-İ VÜCUT», VAHDET-İ VÜCUT’A ANAHTAR, b.d.y
Vahdet-i Vücut
(...) İnsan, cin, melek, topyekûn birbirine yardımcı olsa, yine onun en kısa âyetine bir misil meydana getiremezler. Gözleri derin ve ruhları geniş olanlar, içlerindeki iman nuruyla Kur'an'ın bâtınındaki namütenâhiliği sezerler, karanlık idrakler ise onun zahirî tercümesine yeltenirler ve dudaklarını bükerler, onu beğenmezler.
Sayfa 137 - Ekim 2012, «RÂBITA-İ ŞERİFE», İSLAMDA CEZÂ: CEVAPLAR, b.d.y
Kur'ân
Kur'an, her nevi cezayı gösterdiği gibi, her nevi ilim ve muameleden de bahseder. Nikah, Talak, Zeve ve zevciyete ait bütün gizli ve açık hükümler... Zina, zina iftirası ve buna benzer haller... Ayrıca her mali muamele... Alışveriş, faiz, mal gasbı, mal sirkati, ganimet malı, beytülmål, borç, borçluluk ve alacaklılık, vasiyet, vakıf, veraset, hibe, kabahat, cinayet, katil, cerh, şahitlik ve şartları, kefalet, vekâlet, dåva ve dâva ikamesi, beyyine, huccet, muhakeme edep ve usula, kâtib-i adlilik ve daha neler neler, tafsilâtiyle Kur'an'ın bir süresinde çerçevelenmiştir. Kölelik, cariyelik ve bunlara ait hususiyetler, sair fıkhî ölçüler ve her şey... Akli ilimler, faraza semavi kitaplarda çerçevelenmiş olmasaydı, beşerin selim zekâsı bunları bulabilirdi. Heyet, hendese, hesap, riyaziye, kimya, fizik, tıp, teşrih, arz tabakatı, nebatat, hayvanat, madenler, askerlik ve daha aklî ilimlerin niceleri, Kur'an'da çekirdeklenmiştir. Kur'an evvellerin ve sonraların bütün ilimlerini zübdeleştirmiş bulunduğu gibi, alemin hilkatinden zamanın inkırazına kadar bütün hadiseleri de kuşatmıştır. Bu gibi hallerin bazıları açıkça, bazıları uzak ve yakın delaletlerle, bazıları ima ve işaretlerle, zimmî ve iltizami tarzda gösterilmiştir. Büyük dünya harblerine ait telmihler de vardır. Kur'an bu cihetten de mucizedir.
Sayfa 136 - Ekim 2012, «RÂBITA-İ ŞERİFE», İSLAMDA CEZÂ: CEVAPLAR, b.d.y
Kur'ân
İrtidadın da cezası vardır. İrtidat, İslâmiyetten çıkmak demektir. Cezası da dine rücu, yahut idamdır. İlâhî hükümleri inkâr, tezyif, onlar üzerinde tereddüt ve şüphe, onların zaman ve mekân değişikliğiyle değişeceğine kani olmak da irtidada girer.
Sayfa 135 - Ekim 2012, «RÂBITA-İ ŞERİFE», İSLAMDA CEZÂ: CEVAPLAR, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
Reklam