Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Hapishane değil, ilk hapis, Adem Peygamberle başlamıştır. Hapsetmek, hacr, yani yasak etmek mânasına gelir. Allah, birini, insanların kendisiyle düşüp kalkmasından menedince, ona boyun eğer; bütün müminler de, o adama yaklaşmazlar, her türlü ihtilât ve muameleden kaçarlardı. Hal böyle olunca, tabiî olarak, ne duvar, ne hücre, ne de odaya lüzum görülürdü. Allah ne zaman ve ne işde tevkif emrettiyse, mümin suçlu, evinde veya başka bir yerde kendisini hapsetti; ve bu itaat ve inkıyattan dolayı hapishaneye ihtiyaç duyulmadı. Peygamberimiz (salât ve selâm O'na olsun) zamanında Kaab İbn-i Zübeyr bir suç işledi; ve bunun üzerine Kainatın Efendisi onu ihtilattan menettiler. Kâab, bulunduğu mevkide kaldı. Nâdim ve pişman oldu, affını diledi ve affedildi. Mübarek Peygamber hırkasına da nail oldu. İşte o zamandan beri hapis, din icaplarından olmuştur. Kavimlerin, şahısların, adetlerin, zamanların, mekânların, cürümlerin değişmesiyle birçok hapis tarzı ve hapishaneler çıkmıştır. Emeviler, Abbasîler zamanlarında hapis, evlerde icra edilirdi. Allaha itaat ve inkıyat azaldıkça, cebrî muhafaza tedbirleri çoğaldı ve ayrı hapishaneler bina edildi. İslâmiyette hapis, sadece Allah emriyle tevkiften, hali üzere durdurmaktan ibaretti. Tevkifhaneler Emevî ve Abbasî melikleri devrinde ve onlardan da sonradır.
Sayfa 134 - Ekim 2012, «RÂBITA-İ ŞERİFE», İSLAMDA CEZÂ: CEVAPLAR, b.d.y
Hapishane
Reklam
Ceza bahsinde müçtehitler arasında münakaşa yoktur ve olamaz. Zira ceza Allahın emrine bağlıdır. İlahî emirler münakaşa kabul etmez. İmamlar arasındaki ihtilaflara ise münakaşa tabir edilmez. Münakaşa birtakım safsatalar, indî görüşler ve hakka benzer batıllar üzerinde çekişmelerden ibarettir. Dinde böyle bir şey olamaz. İçtihat ihtilafları asla esasta olamaz; ve hepsi ayrı ayrı hak üzerindedir, doğrudur ve sevaptır. Muhalefet, bunları ayrı görenlerin zati fikrinden ve indî zannından doğar.
Sayfa 133 - Ekim 2012, «RÂBITA-İ ŞERİFE», İSLAMDA CEZÂ: CEVAPLAR, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
(...) Allah Resulünün vefatlarından sonra, bu üç türlü vazifeyi bir arada yerine getirecek insanlar ancak otuz kırk sene yaşayabildiler. Ondan sonra İslâmiyet ve İslâm diyarı o kadar genişledi ki, merkezî nizam bozuldu, fesat ve fitneler çoğaldı ve bu vazifeler taksim edildi. İslâmiyetin bütün dünyayı kaplar gibi olduğu hengamede, bu üç vazife, birincisi ilim adamlarına, ikincisi evliyaya, üçüncüsü hakîmlere intikal etmek suretiyle bölüşüldü. Adalet icrasında en salim yol öğüt ve tenbihtir. Bu da âyetlerle sabittir: «- Halk, gılzat (kabalık) ve şiddetten nefret duyar.» «- Gılzat ve şiddet gösterirsen etrafındakiler dağılır, eni sevmez olurlar. Sevmek kalkınca da kuvvet ve kudret azalır.»
Sayfa 133 - Ekim 2012, «RÂBITA-İ ŞERİFE», İSLAMDA CEZÂ: CEVAPLAR, b.d.y
Esseyyid Abdülhâkim Arvâsi
- AKSİYONDA HADDİN AŞILMASI, FİKRİN SORUNU DEĞİL.
Amma, benim bu insan nümunesinden fikrî nefretlerimi okuyup da bunların tesiri altında kalmış bir veya birkaç insan varsa, herşeyden evvel bu insanların ne cinsten şeyler olduğuna ve aldıkları tesiri, bire kaç ilâvesiyle büyüttüklerine dikkat etmelidir. Zira bugüne kadar ben, Ahmet Emin Yalman'ın ruhlardaki tesirini öldürmek ve onu ruhlarda mezara sokmaktan başka hiç bir telkin yapmadım. Bu da benim kanunî hakkımdır. Nitekim o da benim için aynı şeyi yapar, o da onun kanuni hakkı... Ben bir gün kalemi elime alsam da, sinema denilen murakabesiz ve başıboş müessesenin yalnız ahlâk fesadına yaradığını yazsam; ve sonra bunu okuyan üç beş adam, kafa kafaya verip bir dönme müessesesi olan İpek Film stüdyosunu yaksa ve içindekileri öldürse, kabahat benim midir? Ben «gidin, yakın ve öldürün!» demeksizin veya bunu herhangi şekilde hatıra getirecek bir imada bulunmaksızın, böyle mecnunane bir aksülamel üzerinde herhangi bir tesir payının sorumlusu olabilir miyim? Tesir bu mudur, tesirci böyle midir? Yapılacak işi tebliğ veya telkin etmeden tesir olabilir mi? İş buradan oraya kadar uzatılacak olursa, fikir, telkin, teşhis, tesbit diye bu memlekette hiçbir mübarek fakülteye yer kalmaz; o halde memlekette ne kadar bıçaklama vak'ası varsa, failleri arasına bütün bıçak yapıcılarını, elma soyanları, pasta kesenleri, hatta operatörleri katmak icap edebilir. Öyle ya; onlar adam öldürmüyor veya öldürün demiyor ama, böyle bir fiilin imkân ve hayaline zemin hazırlıyorlar ya... Bu korkunç demagocya rejisörleri, bu memleketi bu kadar da mı iz'an ve idrakten mahrum biliyor!.. __Ve ben, eğer sadece tenkitleri ve fikrî nefretleri bir adamı öldürmeğe kadar varan, mefkûrevî kuvvette, görülmemiş bir insan isem, ne duruyorum açıkça vurun, kırın, kesin diyeyim, bütün millet
Sayfa 113 - (MALATYA HADİSESİNDEN SONRA), MASKENİZİ YIRTIYORUM!, TESİRİM BİLE KONUŞULAMAZ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
- KUMARHANE HİKAYESİNDE NİHÂİ
Sefil gösterilmek istenen benim, bu vaziyette, mazlum ve muazzam bir ulviyetten başka hiç bir istihkakım olamazdı. Asıl sefalet, mutlak sefalet, nihaî haddiyle düşmanlarıma düşüyordu. Hatta muhal farz, ben bir kumarhaneye gidip, tecessüs ve günah, hepsi bir arada, fiilen kumar oynamış olsaydım, düşmanlarımın ahlâk telakkisine göre bundan ne çıkardı ki?.. Hiç biri şahsî değil de içtimaî planda, zinanın, hırsızlığın, her türlü kumarın ve her şekilde şenaatin bayraktarları, eğer benim fert ahlâkım noktasında bula bula yalnız bu vesikayı bulabiliyorlarsa, o halde bu dünyada benden daha temiz bir adam olmadığı hükmüne varılmak icap etmez mi? O halde benim çocukluğum, gençliğim, tahsil ve aile hayatım, iş ve memuriyet safhalarım başka başka elmastandır. Yoksa, bunlar, herhangi bir kötülük vesikasını milyonlara satın alıp ortaya dökmezler mi? Fakat bu, ancak Hikmet Sahibinin bildiği bir şeydi; bunu kullara nasıl anlatmalıydı? Sabaha kadar uyumadan düşünmekle geçirdiğim gecenin şafağında şu kararı verdim: -Tarihte (Martir) ismi verilen mazlumların ilki ben miyim? Ne münasebet!.. Davaları uğrunda kimler ve neler, ne türlü asıldı ve kirletildi! Yalnız Fransız Büyük İhtilalinin kahramanları arasında, böylesine, Halk Partisi devrinin tediyeli dalkavukları kadar adam çıkmaz mı? Fransa'yı düşmana sattığı iddia olunan (Danton), tek bir vesika istediği ihtilâl mahkemesi tarafından, sadece kanaate (!) dayanılarak ve üstelik muazzam talâkatinden korkulduğu için kanunla gıyabî muhakeme salahiyeti çıkarılarak, muhteşem başını kaybetmedi mi? __(O sırada siyasî bir sebepten tevkif edildiğim için, kumar suçu hakkında karar veren sulh ceza mahkemesi huzuruna kasden sevkedilmedim; hapisten çıktıktan sonra verdiğim yeniden muhakeme istidasını reddettiler; ve böylece
Sayfa 105 - (MALATYA HADİSESİNDEN SONRA), MASKENİZİ YIRTIYORUM!, NİHAİ SEFALET, b.d.y
Üstad Necip Fazıl Kısakürek
Reklam