Keyfiyetçilik, bütün insanî verim şubelerinde “çok”tan ziyade “tek”in kanunları üzerinde derinleşmek ve her iş vâhidini, onu saran mücerret oluş cevherine göre değerlendirmek davası…
Dikkat: “İfrat hâlde tecrit” hükmünün muhatabı olarak, tecridi “keyfiyetçiliğin baş usulü” diye nitelendirilen Üstadım’ın çerçevelediği prensip üzerindeyim:
> “Nabzında, maddî ve mânevî her verimin ana cevherine nüfuz etmek kaygısı çarpan keyfiyetçilik, her şeyin sâf, hâlis, gerçek ve daimî cephesini arar;
ve sâfık, hâlislik, hakikîlik ve daimîlik çizgilerinin kurduğu dört köşe çerçevededir ki, keyfiyetin tecelli planını bulur… Keyfiyetçiliğin baş usulü, her şeyde ana cevhere nüfuz etmek gayesi bakımından, nâmütenahî bir tecrittir.
Tecritlerin en soylusundan fışkırıp teşhislerin en ihtişamlısında billûrlaşan bir ruh ve bu ruhun en derin mücerretle en katı müşahhası evlendirdiği zemin üzerinde, bütün eşya ve hadiseleriyle dünya…
Keyfiyetçiliğimizde her şey, cemiyet ve insan için olduğu kadar, kendisi, kendi sâf cevheri içindir;
ve bu iki aidiyet kutbundan hiçbiri, karşılığının zararına inkişaf etmez…
Keyfiyetçiliğimizin birinci derecede düşman tanıdığı görüş ve usul, ucuzculuk zihniyetidir!”
Düşün, taşın, ara, bul, buluştur, tanıştır, yakıştır…