Yeniçeri isyan ve ihtilâl ocağını hâk ile yeksân eden İkinci Mahmud, türbesine götürülürken halk, arkasından şöyle bağırmıştı:
– Bizi bırakıp de nereye gidiyorsun?
İkinci Mahmud’un başında, halli ancak dehâ çapında düşünce ve Büyük İskender ayarında hamle adamlarına müyesser, korkunç dertler vardı: İç iğtişaş, Yeniçeri belâsı, öz valisinin payitaht önlerine kadar gelen isyan kuvvetleri, Vehhâbilik hareketleri, Yunan baş kaldırmaları, Rusya meselesi ve bütün İmparatorluk sınırları boyunca tos vurmalar... Ve bu arada, biri ham yobaz ve kaba softa, öbürü kurtuluşu körü körüne Batı taklitçiliğinde arayan, ikisi de din ve dinî hikmet dışı çifte sınıf... İlki inkıbaz, ikincisi ishal belirten ve büyük bir fikirci elinde bünye muvazene ve itidaline kavuşmaya uzak kalan bu sınıflar karşısında Sultan Mahmud, aynen torunu cennetmekân İkinci Abdülhâmîd Hân’a eş, derin bir yalnızlığa gömülmüş, fakat (elân) dedikleri şiddet ve hamle enerjisini kaybetmemişti.
Nitekim Abdülhâmîd Hân’ın, bu vaziyeti kendi özrü içinde dile getiren nefis bir tespit vardır:
“–Ne yapayım ki, bende, dedemin şiddet mizacından bir pay mevcut değil!”...
Ve bir söz daha:
“- Yavuz’un oğlu ya ben olsaydım ne olurdu?”
Ulu Hâkanda ruh ve fikir tamam, fakat şiddet ve cerrahî müdahale seciyesi noksandı.
Bugün ise, 18 yıl önceki gece baskınından sonra, ne Sultan Mahmud, ne de Abdülhamîd karakterinden, deryada damla miktarı bir eser...
__Bugünkü idarî, inzıbatî, fikrî, iktisadî, ruhî, ahlâkî, siyasî, felaketimizin baş mes’ulü, işte Yeniçeriliğin bazı ellerde hortlamasından başka bir şey olmayan 1960 baskın hareketidir; ve bu hareketin başları “tabiî senatör” kaydiyle sığınağa çekildikten sonra, aynı Yeniçeriliği, sivil elbiseli gençliğine devretmiş