Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Bu iki gasp şekli de kuvvetini (demokrasi)den alıyor. İmam-ı Gazalî ile çöpçünün reyini bir tutan şu (demokrasi) belâsı... Bugünkü, (anti tez - aksi dâva) ve (anti dost-mukabil devâ)larından gafil ve her mikroba açık haliyle (demokrasi), getirdiği her tedbir bakımından asıl marazı azdırıcı sistem... Bizim bağlı olduğumuz rejim ise, aranılıp da bulunmayan her şeyin İslâmiyette olduğu ve her sistemin kötülüklerinden arınmış ve iyilikleriyle gerçekleşmiş olarak aslını, hakikatini, İslâmiyette bulacağı âdil (otorite) ve hakka feda hürriyet nizamıdır. O nizam ki, sımsıkı disiplin ve esaret çapındaki gönüllü cenderesinden hiç kimse kurtulamaz ve onun içinde, verilmeyen hak diye bir zulüm veya hak arama bahanesiyle hak istismarı diye bir bozgunculuk bulunamaz. Bu yepyeni mantığı da, hürriyeti sadece “vicdanîlik” mânasına alan ve daima hak merkezine bağlı, hakkı aramak şeklinde kabul eden, “hürriyet için hürriyet”ten, yani eşşek hürriyetinden tiksinen derin ve gerçek mümin takdir eder.
Sayfa 40 - İŞÇİ VE PATRON, 26 Mart 1978, b.d.y
Çerçeve
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tam 60 yıllık yeni harfler ve (fonetik) imlâ ile zihin inkişafı mümkün olmadığı doğru mu, yanlış mı? At sırtında bir sel gibi akıp gitmiş, önüne çıkanı yıkıp geçmiş ve düşünürlüğe ancak İslâmiyetle ermiş bir ırkın, içinde tek mücerret mefhum bulunmayan iptidai lisânını, üstelik yeni uydurmalarla donatmanın, kelâmdan hırıltıya ve insandan hayvana geçmek olduğu, doğru mu yanlış mı Tanzimattan beri inkılâp diye diye sahici inkılâbın güme gittiği ve malûm hareketlerden hiçbirinin hak veya bâtıl, bir ideolocya örgüsü dokuyamadığı, doğru mu, yanlış mı? Tarihimizi sahte kahramanlardan temizleyemediğimiz, gerçek kahramanları bir türlü keşfedemediğimiz, gerçek tarih ile okuma kitabını bile yazamadığımız ve çocukların önüne süremediğimiz, doğru mu yanlış mı? **Birbuçuk asırlık Avrupalılaşma davranışımızın kendimizi kaybedip Batılıyı da kazanamamak ve “üstü kaval altı şişhane” bir maymun oyuncağına benzemek, montaj sanayiinin de bir milletin imâl dehâsını bir şey yapıldığı hayaliyle hiçbir şey yapamamaktan daha fazla körletici olduğu, doğru mu, yanlış mı?** Milliyetçiliğin, birbirlerini artlarından koklayarak tanıyan dört ayaklı mahlûklarda olduğu gibi, bir deri, kemik ve kan meselesi olmadığı, posa, kabuk ve zarf yerine, cevher, öz ve mazruf davası olduğu doğru mu, yanlış mı? İnsandaki beş hassenin kontrolü altındaki şeylere gerçek diye bakılırken, asıl o beş hassenin kontrol iktidarı dışında bir âlem bulunduğuna ve eğer bu sır anlaşılamıyorsa bunun o beş hasseyi kökünedek murakabe ve muhasebe edememekten geldiği, doğru mu, yanlış mı? **Bütün insanlık kendisine yeni bir nizam arar, eşya ve hâdiseleri yeni bir ruhla teshir etmeye çalışır ve yitirdiği muvazeneleri iadeye bakarken, Türkiye’nin, ceket astarında kaybettiği güneşi, ceket üstündeki yanık bir
Sayfa 38 - DOĞRU MU, YANLIŞ MI?, 25 Mart 1978, b.d.y
Çerçeve
Tarihimizin, yükselme, alçalma, maymunlaşma ve millî ruh kökünü kurutma devrelerini devlet kafaları bakımından dört türlü vasıflandırabiliriz: İnce kafa... Kalın kafa... Mankafa... Taş kafa... İnce kafa devri... Vecd ve aşk çığırı... Bu devirde İslâm, bütün incelikleriyle Türkün ruh muhtevâsını pırıldatır ve ruh kökünü, gölgesi üç kıtayı kaplayan haşmetli bir ağaç şeklinde verimlendirir. Yükseldikçe yükseliriz. Kalın kafa devri... Ham yobaz ve kaba softa elinde akamet ve perişanlık çığırı... Vecd ve aşk kararmış, yerini mukaddes ölçülerin sır ve hikmet dışı ezberleme kalıpları almıştır. Alçaldıkça alçalırız. Mankafa devri... Meseleleri kavramakta maymundan daha çilesiz taklit çığırı... Tanzimat ve sonrası... Maymun bile fındığı kabuğunu kırarak yerken, biz, içinde inci bulmak hayaliyle istiridiye kabuklarını çiğner, dişlerimizi kırar ve nefes borumuzu tıkarız. İsmimiz “hasta adam”dır. Taş kafa devri... Meşrutiyet ve peşinden Cumhuriyet çığırı... Her kabahati İslâmda bulan ve ne Doğu’yu, ne de Batı’yı hesaba çekebilen çeyrek aydınlar ve cahil açıkgözler elinde kökümüze kibrit suyu dökmeye başlarız. Halimiz, içte ve dışta “müflis adam”... Şu nisbetleri sırf “taş kafa” üzerinde durmak için kurmuş bulunuyoruz. Evet, taş kafa... __Yahudilik kuklası ittihatçılarca açılan bu devir, müthiş bir küstahlık ve kendini beğenmişlikle, ilk iş olarak hâlâ Hasta Adamın elindeki İmparatorluğu bir kalemde Batıya kurban eder. Bu defa Batı dünyasiyle tam bir muvazaa sonunda elde ettiği istiklâlini nüfus kâğıdını değiştirmek, İslâm kaydını karalamak ve tabiiyetini (lâik) ve (liberal) dünya olarak tayin etmek yolundan bugüne kadar gelir; ve işte İkinci Dünya Harbi peşinden de ne Doğu’nun benimsediği, ne de Batı’nın kabullendiği
Sayfa 37 - DEVLET KAFALARI, 24 Mart 1978, b.d.y
Çerçeve
Yeniçeri isyan ve ihtilâl ocağını hâk ile yeksân eden İkinci Mahmud, türbesine götürülürken halk, arkasından şöyle bağırmıştı: – Bizi bırakıp de nereye gidiyorsun? İkinci Mahmud’un başında, halli ancak dehâ çapında düşünce ve Büyük İskender ayarında hamle adamlarına müyesser, korkunç dertler vardı: İç iğtişaş, Yeniçeri belâsı, öz valisinin payitaht önlerine kadar gelen isyan kuvvetleri, Vehhâbilik hareketleri, Yunan baş kaldırmaları, Rusya meselesi ve bütün İmparatorluk sınırları boyunca tos vurmalar... Ve bu arada, biri ham yobaz ve kaba softa, öbürü kurtuluşu körü körüne Batı taklitçiliğinde arayan, ikisi de din ve dinî hikmet dışı çifte sınıf... İlki inkıbaz, ikincisi ishal belirten ve büyük bir fikirci elinde bünye muvazene ve itidaline kavuşmaya uzak kalan bu sınıflar karşısında Sultan Mahmud, aynen torunu cennetmekân İkinci Abdülhâmîd Hân’a eş, derin bir yalnızlığa gömülmüş, fakat (elân) dedikleri şiddet ve hamle enerjisini kaybetmemişti. Nitekim Abdülhâmîd Hân’ın, bu vaziyeti kendi özrü içinde dile getiren nefis bir tespit vardır: “–Ne yapayım ki, bende, dedemin şiddet mizacından bir pay mevcut değil!”... Ve bir söz daha: “- Yavuz’un oğlu ya ben olsaydım ne olurdu?” Ulu Hâkanda ruh ve fikir tamam, fakat şiddet ve cerrahî müdahale seciyesi noksandı. Bugün ise, 18 yıl önceki gece baskınından sonra, ne Sultan Mahmud, ne de Abdülhamîd karakterinden, deryada damla miktarı bir eser... __Bugünkü idarî, inzıbatî, fikrî, iktisadî, ruhî, ahlâkî, siyasî, felaketimizin baş mes’ulü, işte Yeniçeriliğin bazı ellerde hortlamasından başka bir şey olmayan 1960 baskın hareketidir; ve bu hareketin başları “tabiî senatör” kaydiyle sığınağa çekildikten sonra, aynı Yeniçeriliği, sivil elbiseli gençliğine devretmiş
Sayfa 35 - MODERN YENİÇERİLİK, 23 Mart 1978, b.d.y
Çerçeve
Artık bıçak kemiğe değil, beyin ve kalbe dayanmıştır! İdare ölçüsü bakımından bu rezaletin, bu sefaletin, -lûgatler kelime bulmaktan âciz- bu hamakatin, bu akametin, karşı taraf hesabına da bu şekavetin, bu denâetin, bu şenâatin, bu cinayetin bir andıranı hiçbir zaman ve mekânda gösterilemez! Nereye sürüklenmek istiyoruz?
Sayfa 29 - KALKIN EY EHL-İ VATAN!, 18 Mart 1978, b.d.y
Çerçeve