Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
632 okur puanı
Ağustos 2022 tarihinde katıldı
Bir deve gördüm. Hörgücünde şöyle bir yazı vardı: «Şiirde mânasızlık meselesi…» Sordum: – Ne bu yahu? Dediler: – Bu hakikatte bir piredir; yedirdiler, içirdiler, deve oldu! Bir pire gördüm. Konduğu yatak çarşafında şöyle bir yazı vardı: «Münekkidi olmayan Türk edebiyatı meselesi…» Sordum: – Ne bu yahu? Dediler: –Bu hakikatte bir devedir; yedirmediler, içirmediler, pire oldu! Bütün develerimiz pire, bütün pirelerimiz deve oluyor… Fani siyaset tekerlemesi deve, ebedî cemiyet dâvası pire… Dallarda kötülük hikâyesi deve, köklerde ahlâk telâkkisi pire… Salonda madde ve inkâr kahkahası deve, tavan arasında ruh ve iman hıçkırığı pire… Lâf deve, akıl pire… Dedikodu deve, sohbet pire… Münakaşa deve, hakikat pire… Gözbağcılık deve, ilim pire… Açıkgözlülük deve, liyakat pire… Hezeyan deve, san’at pire…
Sayfa 40 - PİRE VE DEVE, 8 Şubat 1946·Kitabı okudu
Çerçeve
Reklam
(Kanser) hastasının altın dişe özenmesi gibi (klâsik)leri tercüme ettiren – ki bu tercümelerin iş ve fikir madeni tenekedir – Maarif ölçümüz, bir kıraat kitabının şâmil mânası ve temel değeri üzerinde bizimle konuşabilmek ehliyetinde midir? Değildir; çünkü bize şöyle diyecektir: (Okul)lara git de gör, (okuma) kitabımız var mıymış, yok muymuş!.. İntihar, sinema, (futbol), fuhuş, kumar, sarhoşluk, iltimas, dalkavukluk, karaborsa, yalancılık, cinayet, hırsızlık, yedisinden yetmişine kadar kendi kıraat kitabını her gün biraz daha fazla ezberlete dursun… Ortada, dağ gibi yükselen, ufuk gibi kucaklayan, gök gibi yutan kötülük, mekteplerde kıraat kitabı olmayışına karşılık, bu işi menfi tarafından başı boş hayatın deruhte etmesinden… Fabrika yapmayın, işlemez; kanundan bahsetmeyin, önlemez; demokrasya bahsini açmayın, olamaz; Türk san’atkâr ve mütefekkkirini beklemeyin, gelemez; zira kıraat kitabınız yoktur. Bütün bir milleti, ruhunu dayadığı bütün kaynaklarla 7 yaşındaki çocuğa göre cici cici renklendirecek, şekillendirecek, seslendirecek kıraat kitabı!.. Hani?..
Sayfa 37 - KIRAAT KİTABI, 18 Ocak 1946·Kitabı okudu
Çerçeve
– Allah var, sevinin!
Sayfa 32 - SEVİNÇ, 21 Aralık 1944·Kitabı okudu
Çerçeve
Genç adam! Senin için bir mefkûre inşa ediyoruz. Ellerimizde baltalar, kazmalar, topuzlar; ve cetveller, pergeller, şakûller... Habire kesmek, habire yıkmak, habire ezmek; ve habire ölçmek, habire biçmek, habire ayarlamak borcundayız. Tükürükle çimentolaşmış yalancı direkler kesilir, pamuk ipliğine bağlı sahte çatılar yıkılır, (galvaniz)li tezekten uydurma mabutlar ezilirken, çıkan toz duman içinde bir ân yapıcılığımız göze görünmeyebilir. Yahut, planının karşısında, gözleri ölü gözü gibi, donmuş kalmış bir mühendise de benzeyebilir, yapıcılık hummasından başka bir şey düşünmeyen bir tecride de mıhlanabiliriz. Aldanma! Mutlaka yapmak için yıkmanın ve mutlaka yıkmak için yapmanın ne demek olduğunu, Allah isterse sana göstereceğiz. Biz ki seni, sağ kaburga kemiğimizin altındaki ciğerden, sol göğsümüzün aşağısındaki yürekten, kızgın kafatasımızın içindeki beyinden daha aziz ve hayatî bir varlık biliyor ve o çapta seviyoruz, sakın seni sık sık ele aldığımız, teşhir eder gibi olduğumuz, yaralar gibi göründüğümüz zaman bize kızma! Mukaddes emanetlerin, henüz kanında rüya gören doğmamış çocuklara doğru, bayraktarı olan seni, ne anne, ne baba, ne kardeş, ne de sevgili bizim kadar sevebilir. Müsaade et, hissî olamayalım ve sana afyon, (kokain), (eter) gibi değil; kaynar su, ateş, kezzap gibi gelelim! Gaye, belki asırlardır, üstüne tabaka tabaka kir, küf ve pas yığılan kendi öz madenini sana göstermek, seni bu öz madenin dâvacısı kılmaktır. Sen bir sebep değil, neticesin! Ve eğer bu gün, bir netice olarak bazı iflâsların mahzun ve mazur tablosunu çiziyorsan, lânet olsun sana ve bu neticeyi aşağılayan müessirlere!.. __Kıyasıya vurduğumuz, sebep; çıldırasıya koruduğumuz da netice, yani sen... Dâvaya netice yolundan, cümle kapısından girmeyip de
Sayfa 26 - DİNLE, EY GENÇ ADAM!, 23 Kasım 1944·Kitabı okudu
Çerçeve
Aziz vatanı, aziz devleti, aziz anneyi, aziz hocayı, aziz kanunu, aziz bayrağı, aziz şunu, aziz bunu, izafî kıymetler borsasında ve (Spekülasyon) cambazlarının elinden kurtaran bir heyecan… Yalancı şahidin, tesir altında hâkimin, kopyacı talebenin, rüşvet kumbarası memurun, cinnete hakikat mühürü basan âlimin yüreğine inerek ölüşündeki sırra, (Morg) raporlarında aslâ madde tayin ettirmeyecek bir heyecan… Karaborsayı, meyhaneyi, kumarhaneyi, genelevi arsasız bırakacak; mektebi, kütüphaneyi, evi, sokağı dümdüz ve yepyeni bir torna tesviyesine tâbi tutacak bir heyecan… Kargaların bile kahkahalar attığı korkuluklardan aşağı vecizelerin, sahte yem borularının, yaldızlı kuvvet haplarının, kalpazan tesellilerinin, çakırcalı yasaklarının yüzüne tükürtecek; ve (doğru)dan, (güzel)den (sonsuz)dan bir zerreciğe razı edecek bir heyecan… __Hiç kimseyi, hiçbir bucakta tek başına bırakmayacak, herkesin peşine mukaddes bir casus halinde gölgesini memur edecek bir heyecan…__ İnsan başını eşşek kafasından ayırt eden biricik kaygıyı, ebediyet kaygısını besleyecek bir heyecan… Mezardan ötesinin hesabını verecek bir heyecan… Ölmezliğimizi taahhüt altına alacak bir heyecan… Bunu istiyoruz!!! Ya verilsin, ya vereceklere yol açılsın!!!
Sayfa 25 - BUNU İSTİYORUZ!.., 9 Kasım 1944·Kitabı okudu
Çerçeve
Reklam