Genç adam! Senin için bir mefkûre inşa ediyoruz. Ellerimizde baltalar, kazmalar, topuzlar; ve cetveller, pergeller, şakûller... Habire kesmek, habire yıkmak, habire ezmek; ve habire ölçmek, habire biçmek, habire ayarlamak borcundayız. Tükürükle çimentolaşmış yalancı direkler kesilir, pamuk ipliğine bağlı sahte çatılar yıkılır, (galvaniz)li tezekten uydurma mabutlar ezilirken, çıkan toz duman içinde bir ân yapıcılığımız göze görünmeyebilir. Yahut, planının karşısında, gözleri ölü gözü gibi, donmuş kalmış bir mühendise de benzeyebilir, yapıcılık hummasından başka bir şey düşünmeyen bir tecride de mıhlanabiliriz. Aldanma! Mutlaka yapmak için yıkmanın ve mutlaka yıkmak için yapmanın ne demek olduğunu, Allah isterse sana göstereceğiz.
Biz ki seni, sağ kaburga kemiğimizin altındaki ciğerden, sol göğsümüzün aşağısındaki yürekten, kızgın kafatasımızın içindeki beyinden daha aziz ve hayatî bir varlık biliyor ve o çapta seviyoruz, sakın seni sık sık ele aldığımız, teşhir eder gibi olduğumuz, yaralar gibi göründüğümüz zaman bize kızma!
Mukaddes emanetlerin, henüz kanında rüya gören doğmamış çocuklara doğru, bayraktarı olan seni, ne anne, ne baba, ne kardeş, ne de sevgili bizim kadar sevebilir. Müsaade et, hissî olamayalım ve sana afyon, (kokain), (eter) gibi değil; kaynar su, ateş, kezzap gibi gelelim! Gaye, belki asırlardır, üstüne tabaka tabaka kir, küf ve pas yığılan kendi öz madenini sana göstermek, seni bu öz madenin dâvacısı kılmaktır.
Sen bir sebep değil, neticesin!
Ve eğer bu gün, bir netice olarak bazı iflâsların mahzun ve mazur tablosunu çiziyorsan, lânet olsun sana ve bu neticeyi aşağılayan müessirlere!..
__Kıyasıya vurduğumuz, sebep; çıldırasıya koruduğumuz da netice, yani sen... Dâvaya netice yolundan, cümle kapısından girmeyip de