Şahsiyet, şahsiyet!.. Şahsiyet bir kubbe midir; şahsiyetsizlik bir örümcek olur, gelir, onu köreltmeye çalışır. Şahsiyet bir tarla mıdır; şahsiyetsizliğe hemen tarla faresi olmak düşer. Haydi şahsiyet bir çam ağacı olsun; tırtıllar, ya tırtıllar?.. Yok, yok, şahsiyet, en nadir ağaçtan, en mahrem emeklerle yontulmuş kocaman bir tahttır; şahsiyetsizlik küçülür, küçülür, nokta kadar bir kurt olur ve mevsimler boyu süren kısık (heyamola)larla, en nadir ağacın en nadir emeklerle yontulu nakışlarını yer. Rüzgâr çizgili atların sineği, gelin endamlı teknelerin midyesi, altın ışıklı saçların kepeği ve daha nelerin neleri vardır!
Eğer şahsiyet, kalem, söz, fikir ve dava şeklinde heykelleşecek olursa, gelin siz, şahsiyetsizliğin, onu battal etmek için, insan kılığında, hangi sefalet ve şenaat unsurlarına kadar bürüneceğini hayal edin! Fakat şahsiyetsizliğin, şahsiyetin mutlak mânası üzerinde tahribi, Şeytanın Allahı devirmeye çalışması kadar netice alabilir; onlar istediğini yapsın, hesap ve ceza günü bizimdir!