Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
632 okur puanı
Ağustos 2022 tarihinde katıldı
Tanzimat mütefekkirinde tam bir düalizm hâkimdir. O, ya tamamıyla kendi muhitine kapılarını kapamış bir Garp hayranıdır ya da onun içinde iki şahsiyet yaşar: bir tarafında içine kapanmış ve şeklini kaybetmiş Şark, ötede muhtevasız ve realite ile bağsız Garp. Bu düalizm birbirinden habersiz iki insan gibidir. Aralarındaki derin uçurumu fark etmeksizin yan yana yaşar dururlar.
Sayfa 25 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Tanzimata Karşı, İş Bankası Kültür Yayınları
Tanzimat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tanzimat, Garp’ı daima boş bir kalıp, mücerret bir şekil olarak almıştı. Müsavat ve hürriyet fikirleri, müşahhas muhtevaları olan canlı fikirler değildi. Karşılığı muayyen bir içtimaî realite olmayan kelimelerdi. Şüphesiz güzel temennileri, samimi niyetleri temsil ediyordu. Fakat bu fikirlerin dayanması lâzım gelen içtimaî realite kurulmamıştı: Bir içtimaî nizam yıkılmış, yerine bir yenisi konulmamıştı. Memleket –Ziya Gökalp’ın da gösterdiği gibi– rençber ve memurdan ibaretti. İstihsali idare eden iktisadî sınıf meydana çıkamamıştı. Bu yüzden Garp’tan gelen her şey boşlukta kaldı: Formalizm, nominalizm, muhtevasız şekil, Türk münevverinin içinde bulunduğu buhranı doğurdu. Eski Osmanlı nizamında karşılığı saray, tekke ve halk olan edebiyat ve fikir seviyeleri vardı. Yeni cemiyette bunlar kayboldu. Tanzimat, bütün eski sanat şekillerini yıktı; yeni şekiller havada şekillerdi. Romantizm, hiçbir zaman hakiki kökünü bulamadı. Çünkü onun aradığı tarihe Tanzimat yüz çevirmişti. Halkın içine nüfuz etmek imkânı yoktu; onun yerine, yaşanmamış kahramanları koymak ve iğreti bir romantizm kurmak lâzım geldi.
Sayfa 24 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Tanzimata Karşı, İş Bankası Kültür Yayınları
Tanzimat
Türk mütefekkirinde realiteyi görmemekten büyük şikâyet var: Âlim, muhite bakmıyor; sanatkâr, hayatı söylemiyor diyorlar. Prens Sabahattin, ideologlarımızı mücerrette kalmakla, şekilcilikle ittiham ediyordu. Ziya Gökalp aynı yaraya dokunuyordu: “İçtimaî hayata dair yazı yazanlarımız mefhumları şeniyetten değil, şeniyeti mefhumlardan çıkarmağa uğraşıyorlar. Biz mefhumlarımızı şeniyete uydurabiliriz; fakat şeniyeti mefhumlarımıza uyduramayız” Aynı meseleyi onlardan sonra da kaç kişi ele aldı. Acaba bu hücumlar yerinde mi? Garplılaşma yolunda büyük hamleler yaptığımız bu devirde, yirmi yıl önce Türk mütefekkirlerinin ortaya attıkları bu davayı yeniden ele almak, yaraya yeniden dokunmak doğru mu? Gerçekten, Türk münevverine düşen vazifeler arasında (sistemli ve devamlı tercüme, Garp ilmine nüfuz, memleketi tanımak vs.) kendi kendini tenkit en mühimlerinden biridir. Garp karşısında bu davanın üzerinde fazla durmaya başlanması gösteriyor ki, onu aşmak ihtiyaçları artık doğmuştur. Kendimizi bulmak, kendimize dönmek bugünün en esaslı meselesi olmuştur: Düne kadar çok alışkın olduğumuz iki tip, Garp hayranı kozmopolit insan, içine kapanmış ve egosantrik adam, bize şimdi çok yabancı geliyor. Onları yadırgıyoruz. Bütün derdin bu tiplerden geldiğini, onları aşmak ve müşahhas realiteye dokunmak gerektiğini duyuyoruz. Fakat nasıl?
Sayfa 23 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Tanzimata Karşı, İş Bankası Kültür Yayınları
Mefhum
Şahsiyeti, ne ferdin kendi kendine yarattığı mânevi bir teşekkül, ne de cemiyetin, ferdin şuuruna aksettirdiği kıymetler âlemi olarak telâkki etmek doğru olur. Bu fikirlerden her ikisinin de kifayetsizliğini gördük. Şahsiyet bir takım ruhî unsurların birleşmesi ve terkibi olmayıp parçasız ve kısım kabul etmez bir bütün olduğu için bu iki zıt fikri veya onların ifade etmek istedikleri unsurları mezc ve telif etmek suretiyle de izah edilemez. Bu sebepten dolayı, onu ancak “karşılıklı tesir” nazariyesi ile anlamak mümkün olabilecektir. Vakıa, her şahsiyet, fertle cemiyet arasındaki karşılıklı tesirler silsilesi ne kadar inkişaf etmiş ve ne derecede mudil (kompleks) bir hal almışsa o kadar tebarüz etmeğe elverişlidir. O yalnız başına kıymetler mecmuası gibi telâkki edilen cemiyetin farklılaşmasından hâsıl olan netice olmayacağı gibi, yalnız başına ferdin kendi faaliyetleriyle vücuda getirdiği ve zarurî olarak her fertte ayrı bir manzara arz eden, vahdet ve külliyetten mahrum olan mânevi muhitten de ibaret değildir. Karşılıklı tesir neticesinde vücuda gelen bu eser, her iki müessirin vasıflarını toplayan, bununla beraber onlardan başka yeni bir varlık, yeni bir vakıalar silsilesi olan şahsiyettir. Ancak karşılıklı tesirleri (fert, zümre, tabiat, ilâh, vb.) çok inkişaf etmiş olan bir cemiyettedir ki her fert kendisini gittikçe daha müstakil ve daha hür hissetmeye başlayacağı gibi, yine her fert kendisini külliyete daha şuurlu bir surette merbut kılan mesuliyet, vazife, mükellefiyet hislerini daha kuvvetli ve daha derin duyacaktır. **Bundan anlaşılır ki şahsiyetlerin teşekkülü, meslekî vicdanların ve onu doğuran meslek organlaşmalarının eseri değil; fakat bilakis meslek organlaşmasının teşekkülü karşılıklı tesir mekanizmasının inkişafına tâbi en yüksek ruhî
Sayfa 22 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Şahsiyet, İş Bankası Kültür Yayınları
Şahsiyet
(...) Filhakika, Ziya Gökalp, şahsiyeti birinci şekilde tarife mütemayildir. Ona göre ferdiyet, insanın uzviyen ruhi olan mevcudiyeti, şahsiyet de bunun üzerine katılan içtimaî varlığıdır. Bir şahsiyet kazanmak demek tamamen içtimaîleşmek, diğer tabirle müesseseleşmek, yani içtimaî fonksiyonlara intibak etmek demektir. Tek bir şahsiyet yoktur, fakat içtimaî müesseseler ve meslekler kadar da muhtelif şahsiyet nevileri vardır: Bediî şahsiyet, ahlâki şahsiyet, teknik şahsiyet, vb. Bunlardan birine malik olmak mutlaka diğerlerine de malik olmayı icap ettirmez. Terbiye olmak demek, "müesseseleşmek" yani bu suretle "fonksiyonlaşmak" ve şahsiyet kazanmak demektir. Şahsiyetin bu telâkki tarzına bir nevi "İçtimaî Monadcılık" diyebiliriz. Leibniz'in felsefesinde her monad, âlemi kendine göre gösteren bir ayna olduğu gibi bu içtimaî felsefede de her fert cemiyeti kendine göre aksettiren bir monaddır.
Sayfa 20 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Şahsiyet, İş Bankası Kültür Yayınları
Şahsiyet