Şahsiyeti, ne ferdin kendi kendine yarattığı mânevi bir teşekkül, ne de cemiyetin, ferdin şuuruna aksettirdiği kıymetler âlemi olarak telâkki etmek doğru olur. Bu fikirlerden her ikisinin de kifayetsizliğini gördük. Şahsiyet bir takım ruhî unsurların birleşmesi ve terkibi olmayıp parçasız ve kısım kabul etmez bir bütün olduğu için bu iki zıt fikri veya onların ifade etmek istedikleri unsurları mezc ve telif etmek suretiyle de izah edilemez.
Bu sebepten dolayı, onu ancak “karşılıklı tesir” nazariyesi ile anlamak mümkün olabilecektir. Vakıa, her şahsiyet, fertle cemiyet arasındaki karşılıklı tesirler silsilesi ne kadar inkişaf etmiş ve ne derecede mudil (kompleks) bir hal almışsa o kadar tebarüz etmeğe elverişlidir. O yalnız başına kıymetler mecmuası gibi telâkki edilen cemiyetin farklılaşmasından hâsıl olan netice olmayacağı gibi, yalnız başına ferdin kendi faaliyetleriyle vücuda getirdiği ve zarurî olarak her fertte ayrı bir manzara arz eden, vahdet ve külliyetten mahrum olan mânevi muhitten de ibaret değildir.
Karşılıklı tesir neticesinde vücuda gelen bu eser, her iki müessirin vasıflarını toplayan, bununla beraber onlardan başka yeni bir varlık, yeni bir vakıalar silsilesi olan şahsiyettir. Ancak karşılıklı tesirleri (fert, zümre, tabiat, ilâh, vb.) çok inkişaf etmiş olan bir cemiyettedir ki her fert kendisini gittikçe daha müstakil ve daha hür hissetmeye başlayacağı gibi, yine her fert kendisini külliyete daha şuurlu bir surette merbut kılan mesuliyet, vazife, mükellefiyet hislerini daha kuvvetli ve daha derin duyacaktır. **Bundan anlaşılır ki şahsiyetlerin teşekkülü, meslekî vicdanların ve onu doğuran meslek organlaşmalarının eseri değil; fakat bilakis meslek organlaşmasının teşekkülü karşılıklı tesir mekanizmasının inkişafına tâbi en yüksek ruhî
Sayfa 22 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Şahsiyet, İş Bankası Kültür Yayınları