Gogol'u neden bu kadar sevdiğimi bu kitabı okuyunca bir kez daha anladım. Adam öyle bir yazıyor ki, bir yandan gülüyorsun bir yandan da anlattığı şeyin aslında hiç komik olmadığını fark ediyorsun. Dili çok akıcı, karakterleri abartılı ama bir şekilde gerçek geliyor. Bu yüzden Gogol okumak benim için hep keyifli oluyor.
Kitabın hikayesi oldukça basit ama altındaki düşünce güçlü. İnsanların makam karşısında nasıl değiştiğini, çıkar uğruna nasıl şekilden şekle girebildiğini gösteriyor. Rüşvet, korku, ikiyüzlülük ve liyakatsizlik sürekli karşımıza çıkıyor. Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen bazı şeylerin hala tanıdık gelmesi de kitabın en etkileyici taraflarından biri.
Okurken yüzünüzü güldüren ama dönüp bakınca anlattıkları çok da komik olmayan bir kitap. Gogol'un mizahı da zaten tam burada yatıyor.
Bu sadece uzayı anlatan bir kitap değil. Carl Sagan, evrene baktıkça insanın kendisine dönmesini sağlıyor. Milyarlarca galaksi, sayısız yıldız ve akıl almaz bir zamanın içinde yaşarken, insan ister istemez her şeyin nerede başladığını ve bütün bunların neden var olduğunu düşünmeye başlıyor.
Dünya'nın evrendeki yerini gördükçe insanın kendine verdiği önem biraz azalıyor. Çünkü yaşadığımız gezegen, evrenin yanında neredeyse görünmeyecek kadar küçük. Buna rağmen burada hayatın ortaya çıkmış olması hala inanılmaz bir şey. Belki de en ilginç soru bu: Bu kadar büyük bir evrende gerçekten yalnız mıyız? Eğer değilsek, başka yerlerdeki canlılar da bizim gibi gökyüzüne bakıp aynı soruları mı soruyor?
Belki evrenin sırlarını tamamen çözemeyeceğiz ama milyonlarca kilometre uzağa bakıp "neden?" diye sorabilmemiz bile başlı başına etkileyici. Bu yüzden, bilim kitabı olmasının yanında insanın varoluşu üzerine de düşündüren bir kitap.