Uzun zamandır kütüphanede olmasına rağmen yeni okumaya başladığım ve su gibi akıp giden enteresan, detayları ilgi çekici, fantastik, umduğumdan daha iyisini bulduğum bir kitap oldu. Tavsiye ederim.
Haşhaş SavaşıR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20232,089 okunma
Eserde bildiğiniz ya da tahmin ettiğiniz üzere tarihte “haşhaşiler” olarak yer alan Hasan Sabbahın örgütünü ele alıyor. Biliyorsunuz ki Hasan Sabah Büyük Selçuklu zamanında yaşamış ve islam ülkelerindeki fitne merkezi İran’da yaşamıştır. Eserde bu oluşumu nasıl planladığımı, amacını açık ve sade bir şekilde açıklamaktadır. Normal tarih kitapları sıkıcı gelir okurlara ama bu kitap tarihten ziyade edebi bir eser olarak kaleme alınmış bir romandır desek yanlış olmaz. Eserde bir kere bizim tarihimize dayanan kalıplar ve kalıntılar var. Selçuklu döneminden bahsediyor en önemlisi bu.Selçuklu döneminin gizemli bir yapısı var, araştırması en zor tarihlerden biridir. Bu kitap araştırmayı teşvik eden kitaplardan. Bu kitapta en önemli şeylerden biri algı yönetimi ve manipülasyonumun önüne geçiyor.
Şimdi öyle bir eser ki diyorsunuz ki bazı şifreler var ve ben bunu çözmeliyim, buradaki o şifreleri sağlayan kişi Hasan Sabbahtır.
Eserde göreceksiniz Hasan‘ın vaadi insanları cennete koymak. Kalenin yakınlarında sahte cennet bahçesi yapmış, köle pazarlarından en güzel kızları toplamış, onları lüks içinde yaşayacakları bir cennete yerleştirmiştir. Kendisini İsmail’i lideri peygamber olarak millete tanıtmış ve başarılı da olmuştur. İnsanlara cennetin anahtarının kendisinde olduğunu, ölmeden önce onları cennete koyabileceğini söylemiştir. İslamda cennetin ancak ölümden sonra gidilecek bir yer olarak gidilebilecek bir yer olduğunu herkes bilir. Kendisi bu tezini ispat etmek için sahte cennetine bir kaç delikanlıyı gönderir. Ancak onlara, kendisine bağlı kılan zihinlerini bulandıran içinde haşhaş( kenevir) olan hapları içirmiştir.Bu hapları yuttukları zaman kendilerinden geçerler, halüsinasyonlar görmeye başlarlar. Zamanla uykuyu dalan gençler kayıklarla kızların yanına götürülür ve
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Üçlemenin ilk kitabı. Herkes ölüp bitiyordu. Bense yarıda bırakmamak için çaba gösterdim.
R. F. Kuang çok başarılı bir yazar. Kitapları ödüllü ve bestseller. Sarı Yüz kitabını okudum, çok da beğendim. Ama bu kitabı abartmayı anlamadım.
Fantastik bir kurgu. Ama anlatılan tarih ve trajedi bana geçmedi, yüzeysel kaldı. Karakterlerin bağları da aynı şekilde. Birine bir şey olunca diğerleri niye bu kadar üzülüyor, ne öyle çok paydalarınız oldu ne de samimiyetiniz. Ama uğruna dünyaları yakıyorsunuz?.. Zayıf bir kurgu ve evren bana göre.
Haşhaş SavaşıR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20232,089 okunma
Kitap, Hasan Sabbahin dini öğretilerle fedailerinin beyinlerini nasıl yıkadığını anlatıyor. Nizamülmülk suikasti öncesi fedailere haşhaş verilerek Fedailer, Hasan Sabbahin eğittiği hurilerle süslenmiş cennet bahçelerine sokuluyorlar. Böylece Sabbahin gerçekten de elinde cennetin anahtarını tutan bir peygamber olduğuna inanıyorlar.. Eser aslında sözde dünya düzeni için dinlerin kullandığı yöntemleri ağır bir şekilde eleştiriyor. Ve kitabın en çarpıcı noktalarından birisi; erkekler askeri bir eğitimle yüceltilirken kadınlar fedailerin cennete kavuşacağı inancını pekiştirmek için huri olarak yetiştiriliyor. Yani kadınlar bu inancın bir fantezisi bir nesnesidir:) Cenneti hak eden erkeklere bir ödül olarak sunulurlar.
Kitabı okuyunca Hasan Sabbahin korkulan bir suikastciden çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor. O inancı bir hedef değil hedefe giden bir araç olarak kullanan ilk insanlardan biriydi belki de. Ve bunu o kadar detaylı ve soğukkanlı bir şekilde yaptı ki insan bugün bile hayret ediyor. Kitabı lisede falan okumuştum ama hala çoğu detay aklımda yani dili anlatimi baya sağlam. Herkes okuyabilir bence
Bu yüzden kitapta tarihi olaylardan çok, hoşuma giden alıntıları paylaştım. Kitapta hurafeleri, iftiraları baz alarak kurgulanmış tarihi bi içerik olmayan romandır. O dönemde 100 bin haşhaşinin yaşadığı iddia ediliyor. Bu rakam oldukça uydurma bir rakamdır. Zira rakamların sayısı gerçek olsa Selçuklu'da bütün devlet kademelerini kontrol edebilme ve hatta yok edebilme gücüne sahip olabilirlerdi. Kitapta gerçek nerede bitiyor , kurgu nerede başlıyor pek ayırt edilemiyor.
Gelelim Hasan Sabbah yani Nam-ı diğer Yüce Seyduna'ya;
Hasan sabbah'ın ataları Yemen'den gelme bir aileye mensup ama bu aile zamanında göç edip İran'daki Kum şehrine geliyor. Hasan Sabah İran'da Kum şehrinde dünyaya geliyor. Hasan Sabbah'ın babası da Şii inancında önde gelen alimlerden birisidir. Oğlunun da bu şekilde yetişmesini ve bu konuda da hoca olmasını istiyor. Bu nedenle oğlu Hasan Sabbah'ı Rey şehrine gönderiyor. Hasan Sabbah dönemin büyük zatlarından Nişaburin'in yanına gidip ondan eğitim alıyor. Hasan sabbah'ın babası oğlunu neden oraya gönderdi ? 12 Şii inancında olduğu ve oğlunun orada büyük bir eğitim almasını istediği için. Ama burada başka bir etken işin içine giriyor. Zaten o dönemde İsmail'iler Şiilik'ten ayrılıyor. Babası İsmail'leri sevmiyor, Hasan Sabbah İsmail'lere karşı antipati duyuyor.İsmaili zatları ile tanışıyor. Tanıştıkları zatlar İsmail'iligi Hasan Sabbah'a anlatıyor. Bir süre sonra Hasan Sabbah'ta İsmail'iligi mantıklı buluyor ve İsmail'i kanadında bir Dai( Fedai) olmaya karar veriyor. Hasan Sabbah'ı İsmail'ilige geçiren zat Fatimi İsmail'isidir. Hasan sabbah'ın ne kadar zeki ve bu propagandayı iyi yöneteceğini bildiği için Dai olmasına izin veriyor. Hasan Sabbah Fatimi merkezinde eğitim aldıktan sonra görevini yerine getiriyor ve insanlara Fatimiligi, İsmail'iliği
İnceleme Spoiler İçerir
Yazarın tüm kitaplarını okumuş ve Babil kitabı ile Haşhaş Savaşı serisini çok çok seven biri olarak bu kitabında sıkılmak beni üzdü.
Kitap daha çıkmadan zaten çok patırtı koparmıştı. Bu kitabı okumadan şu şu kitapları, bu bu metinleri okuyun vs diye listeler falan paylaşılıyordu. İnsanda bu kadar dolu dolu, göndermeli bir kitabı dümdüz okursam bir şey anlamam diye düşünüyor. Ama alakası yok, Dante yada mitoloji hiç bir şey bilmeseniz de kurguyu anlayabilirsiniz. Tüm göndermelere hakim olmak zorunda hissetmediğiniz sürece sorun yaşamazsın.
Kurguya gelecek olursak yazarın mutsuz/gri sonları meşhur olduğu için hep Peter'ın eninde sonunda öleceğini bekliyordum, asıl beklemediğim geri dönmesi oldu. Yani yazar mutlu sonla beni şaşırttı, hiç onluk değildi sanki.
Hikaye aslından fikren cok güzeldi, büyü sistemi de ilginçti, özgündü kabul. Ama bize büyünün nasıl işlediğini anlatıp sonra su paradoksu kullanacağım diyip geçse mesela çok daha akıcı olurdu kitap. Sürekli bir bilgi bombardımanına tutuldum sanki. Başlarda bir iki bu nedir diye bakayım dedim ama sonu bucağı gelmiyor, bir de yazar zaten kitapta uzun uzun açıklıyor sürekli.
Cehennem katmanları, tasvirleri güzeldi ancak yolculuk çok uzadı gibi. Olaylar kısa sürede gerçekleşiyor aslında ama çok ayrıntı okuyoruz, yoruyor.
Yine yazarın başka bir imzası da gri/anti kahramanları ana karakter yapmasıdır. Ben şimdiye kadar bir şekilde gri de olsa sevmiştim tüm ana karakterleri, Rin koyu gri Robin açık griydi bence ama yinede sevmiştim. Alice ise gri degildi, finale kadar gayet net bir siyahtı. Yok akademik ortamdaki rekabet, yok akıl hocasının kötülüğü ve etkisi, yok hırsı vs. yaptıkları için hep bie bahanesi vardı ama zaten cehennemdeki tüm karakterlerin durumu buydu, nedensiz salt kötü olmak