MODERN(LEŞ)ENLER(!) ve ÂHİRZAMAN HADÎSLERİ...
(...) Haşir Risalesi Rûm sûresinin 50. âyetiyle başlar. Onun gölgesinde seyahat eder. İşte orada kısa bir meâliyle buyruluyor ki: "Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ki O ölüleri elbette dirilticidir. Çünkü O her şeye hakkıyla gücü yetendir." Âmennâ. Peki bu âyetin bize öğrettiği tefekkür açısı nedir? Haşir Risalesi neden bu âyetle başlamıştır? Ondan ne almıştır? Bu soruların cevabının da şurada saklı olduğunu düşünüyorum arkadaşım: Doğrudur. Haşir gaybî bir hâdisedir. Burada değildir. Bugünde değildir. Fakat gaybî hâdiselerin tamamı da "gıyabımızda" değildir. Böyle düşünmek yanlıştır. Evet. Bediüzzaman Said Nursî'nin de Haşir Risalesi'nde talebelerini uyandırdığı sır budur: Haşir "vak'a" değil "kanun"dur. Her ânda olmaktadır. Her mekânda olmaktadır. Her zamanda olmaktadır. Her baharda olmaktadır. Her bedende olmaktadır. Kıyametten sonraki haşir bu kanunun en âhirki ucudur sadece. Nasıl ki insan âlemin en sonuncu meyvesidir. Onun dirilişi de âlemin en ucundaki diriliştir. Lâkin ne tek yaratılan odur ne de tek diriltilen onun neslidir. Kur'ân'ın gözlüğüyle bakarsak âlemin her yerinde haşirler zaten hep olagelmektedir. Hayy ismi böyle de tecellî etmektedir. Bize düşen kendi haşrimizin de bu kanunun parçası olduğunu kavramaktır. Haricine çıkamayacağımızı anlamaktır. Bu boyuttaki şahitliğimizi diğer boyuttakinin vücuduna delil kılmaktır. __Tıpkı yerçekimi kanunu gibi. Nasıl? Bilim tarihçileri derler ki: Galileo yerçekimi kanununu öyle-böyle keşfettiğinde bunun bütün uzaya da uygulanabileceğini kavrayamamıştı. Newton ise aynı kanunun "kütle sahibi olan her şey için geçerli olduğunu" keşfetti. Yani bu dünyadaki şahitliğini en uzaktaki yıldızları anlamak için de kullandı. Ve... Ve söyledikleri doğru çıktı. Dünyada havaya
Modern İnsan
“Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur? RN-Haşir Risalesi/7
Din
Reklam
*İnsan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır; belki bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zabtedilir.* Haşir Risalesi
1K
Risale-i Nur'a Nereden Başlanmalı? Risale-i Nur a başlarken Risale-i Nur u iyi tanıyan hocalar tarafından İlk olarak Sözler eserin arkasındaki Konferans ın okunması tavsiye edilir.. Bu risale Risale-i Nurun maksadını Bu eserlerin niçin yazıldığını Bu asrın imanî problemlerine nasıl bir çare sunduğunu özlü ve kuşatıcı bir şekilde anlatır.. Konferans ı okuduktan sonra şunlar okunabilir.. 10. Söz (Haşir Risalesi) Ahiret inancını çok kuvvetli delillerle izah eder. 23. Söz İman ve kulluğun manasını açıklar. 22. - 24. Söz Tevhid (Allah ın birliği) hakikatini derin ama akıcı bir şekilde anlatır. Küçük Sözler (özellikle 1–5. Sözler) Yeni başlayanlar için oldukça uygundur. Zamanla Mektubat, Lem'alar ve Şualar gibi diğer bütün eserlere geçilebilir mutlaka da okunmalı.. Ve Önemli olan çok okumak değil anlayarak ve sindirerek okumaktır... Okudukça da sizi kendine açıyor.. Biiznilah..
Duygu ve Düşünce
KİMLERE HİTABEN YAZIYORUM?
Enaniyet/benlik ve kendine güvenmek, riyâkârlık/gösterişçilik, hodfuruşluk/kendini beğendirmeye çalışmak ile bed/kötü, fena ve çirkin tüm hasletlerden Rabbimize sığınarak bu yazıya başlıyorum. Ömrünün büyük kısmını münzevî bir hayat içinde, bir bölümünü ise baskı ve zulüm altında; hapishanelerde, karakollarda gözaltılarla ve evinde denetimlerle geçiren Mehmed Feyzi Efendi şöyle demiştir: "Bunları size şikayet olsun diye değil, hikâye olsun diye; hakkımda mâlumatınız olsun, mahiyetimi bilesiniz diye anlatıyorum. Başka bir maksadım yoktur!" [Mehmet Feyzi Efendi’den Feyizler (4 Cilt Takım), c. II, s. 316] Aynen öyle de, bu yazıyı da şikayet için değil bir meseleyi hikâye etmek için kaleme alıyorum. Nitekim bizler Hizbü'l-Hakaik'te "Tazarru Ve Niyaz - 1" bölümündeki "Allah'ım! tasamı, üzüntümü ve şikayetimi sadece Sana arz ediyorum!" [Büyük Cevşen ve Türkçe Açıklaması (Celcelûtiye İlaveli), s. 469] duasına cân û gönülden bağlanan, iman eden kimseleriz. Ya'kub Aleyhisselâm da gam ve kederini yalnızca Allah’a arz ettiğini şöyle ifade eder: "(Ben) gam ve kederimi ancak Allah'a şikâyet ediyorum." (Yûsuf, 12/86) Üstâd Bediüzzaman'ın "...bundan sonraki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakikata vakfetmeliyiz. Şekva değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız." (Tarihçe-i Hayat, s. 240) dediği gibi tam bu mânâya mutabakat sağlamaya gayret etmeliyiz. Rabbimiz de Âl-i İmrân Sûresi'nde buyuruyor: "O hâlde içinizden, hayra davet eden ve iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun! İşte kurtuluşa erenler, yalnız onlar olacaktır." (Âl-i İmrân, 3/104) Biz de bu şümûle mazhar olmayı ve felâha/kurtuluşa ulaşmayı niyaz ediyoruz. Yazılar yayınlayıp muhtelif mevzûları ele aldığımız zaman, fazla okunmayacağı vb ifadeler ile şevk kıranlar elbette oluyordu. Lâkin ayette geçtiği üzere **"hayra da'vet eden ve iyiliği
1000Kitap
BİRÇOK ESER VARKEN NEDEN RİSALE-İ NUR? NURLAR'IN KIYMET VE EHEMMİYETİ NEDİR? Risale-i Nur eserleri ile tanışan insanlarda "Risale-i Nur'dan Önce" ve "Risale-i Nur'dan Sonra" diye hayatlarında tesir oluşması bile başlı başına ele alınması sosyolojik bir vâkıadır. Lisânı, üslûbu, muhtevasındaki hakikatleri ile Risale-i Nur eserleri kendine hâstır. İnsanlara böyle tesir eden bir eser külliyatını başka eserler ile lüzumsuz mukayese etmek yerine bu eserleri okuyup anlayıp anlatıp hayatımıza tatbik etmeye gayret etmeliyiz. Şimdi Risale-i Nur'daki bazı eserler hakkında kısaca bilgi verip bu eserlerin kıymet ve ehemmiyetine temas edelim. 'Neden Risale-i Nur?" sorusuna cevap olacak kısma bakalım. Tabiat Risalesi ki, Yirmi Üçüncü Lem'adır. Başında şöyle der; "Tabiattan gelen fikr-i küfrîyi dirilmeyecek bir surette öldürüyor; küfrün temel taşını zîr û zeber ediyor." (Lem'alar, s. 176) Otuz Üç Pencere (Orta Boy) Risalesi ki, Otuz Üçüncü Söz'dür. Eserin sonunda şöyle der; "Şu Otuz Üç Pencereli olan Otuz Üçüncü Mektub, imanı olmayanı inşâallah imana getirir. İmanı zaîf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlettirir. İmanı geniş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir; daha nuranî, daha parlak manzaraları açar." (Sözler, s. 690) Böyle bir eser okunup mütalaa edilip hırz-ı cân edilmez mi? İkinci Şua eserinin başında şöyle der; "Bu risaleyi anlayarak okuyan adam imanını kurtarır inşâallah." (Şualar, s. 5) Biiznillah insanın imanının kurtulmasına vesile olan bir eseri okumak, okutmak, anlamak ve anlatmak gerekmez mi? Ayetü'l - Kübra Risalesi ki, Yedinci Şua eseridir. Bu eser hakkında şöyle der müellifi; **"Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz
1000Kitap
Reklam
Reklam