Kârbân-ı râh-ı tecrîdiz hatar havfın çekip Gâh Mecnun gâh ben devr ile nevbet bekleriz. Fuzûlî ( Mecnun ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. Yol kesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen de ben sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz. )
İKİYÜZLÜLÜĞÜN DE BİR HİKMETİ VAR MI?
Bakalım kağıda dökmeyi becerebilecek miyim? Tevfik Allah'tan. Özetle neyi deneyeceğimi söyleyebilirim arkadaşım: es-Settâr ism-i şerifinin gölgesinde bir seyahat edeceğim. Mürşidimin "verilen her kabiliyetin bir varlık hikmeti bulunduğuna'" dâir beyânlarına dokunarak oradan "ikiyüzlülüğe" varacağım. Ah, evet, şaşırdın değil mi? Beni de meselenin en çok bu tarafı düşündürüyor. "İkiyüzlülüğün de hikmeti olabilir mi canım?" diye soruyorsun belki de. Eh, şey, hımmm. Bunu da anlamaya çalışacağız şu yazıda diyebilirim. Fakat adımlarımız karışmamalı. Konuşacaklarımızın bidayetini Bediüzzaman'ın şu metni oluşturacak. "Bismillah!" deyip kapısından girelim bakalım: "İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler: "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme." Yani, "Fıtratını değiştir!" gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz. Mecrâlarını değiştiriniz!" Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur." Ama bir saniye! Ne acele ettik de hemen sonuna vardık. Başında da biraz oyalanmalıydık. Bu paragrafı anlamak için, arkadaşım, azıcık evveline de uzanmalısın: "İşte, şu üç misâl gibi, insanlar, insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve mâneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe, hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur." __Ah, ama, yine olmadı! Bu defa da üç misalin ne olduğunu merak edeceksin. O zaman şöyle bir şey
Tefekkürât
Reklam
Uyandım hâb-ı gafletden bu dünyâyı hatar gördüm Ayı aydan yılı yıldan günü günden beter gördüm
Kârbân-ı râh-ı tecrîdiz hatar havfın çekip Gâh Mecnûn gâh ben devr ile nevbet bekleriz Mecnûn ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. Yolkesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen de ben sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz. Fuzuli
21.03.2025
Aslında biribimize benzer bir hayat yaşamışız, aynı acıları farklı şekilde yaşamışız, gençlik çocukluk hatalarımız ,gerçi çocukken hata oluyor muydu adı bilinmez. çünkü daha bir şeyi ayırt edemiyorken nasıl hata yapabilir ki insan kötüyü,iyiyi birbirinden ayıramayan çocuklardik biz ne zaman büyüdük de hatar yapar olduk. Yıllarca her ortamda dışlanan bir görülen taraf oldum nedeni ise bilinmez aslında ben farklıydım onlardan onların o sahte gülüşleri ,o ikiyüzlü tarafları benim kişiliğime uygun değilmiş onu anladım zamanla iyiki dışlandım da o ortamda o insanlar ile zaman kaybetmedim. İşte hep dışlandım,hor görüldüm, fiziksel görünüşüm ile dalga geçildi diyordun ya aslında hepimiz o yollardan geçtik hepimizin zayıf noktası oldu başkalarının bizde kusur gördüğü şeyler aslında en paha biçilmez mükemmel özeliklerimiz olduğunu zamanla anladık ve olgunlaştık bu farkındalık ile İşte biz bu sevgisizlik ve toplumun iğneleyici bakışları karşısında biz olabildik birlikte iyileştik ve ardımızda iki kalbi kırık insan bıraktık...
İnsan ve Duygular
"Kârbân-ı râh-ı tecrîdiz hatar havfın çekip Gâh Mecnûn gâh ben devr ile nevbet bekleriz" "Mecnûn ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. Yolkesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen ben, sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz." -Fuzûlî
Reklam
Reklam