Bahriye mektebi, bana göre, içindeki bütün ışık cümbüşleriyle bir ayna; bana beni gösteren çerçeve mahiyetinde mücellâ bir zemin... Bu bakımdan üzerinde durulmaya lâyık... İlk metafizik arayıcılıklarım orada başladı. Madde ötesi düşünce ve bedâhetler ilerisi eşyayı kurcalama, altında ne var diye tırmalama gayreti... Sabit ve burgu burgu işleyici, sülük gibi yapışkan, asla kovulmaz, atılmaz, sökülmez hayâller...
Başta ismine “vehim” dediğim, sonradan Tasavvuf bahsinde “hatar-hatarat” denildiğini öğrendiğim, ve yıldırımvârî kalbe inişini tattığım bu zehirli hayâller, ruhumda sarmaşıklar gibi öyle dolanmaya başladı ki, “yoksa deli mi oluyorum?” şüphesine düştüm.
Ufuk: Zehirli Hayâller, ″DOĞDUĞUM GÜN″ başlıklı 9 Mayıs bölümü, İBDA Yayınları