İçerde bir yaşlı Mustafa Ağa vardı. Herkese akıl verirdi. Akıllı, bilgili adamdı.
Hatçe her Allahın günü ona:
"Mustafa Emmi, hapishaneler boşalınca, Memed de affa uğrar mı?" diye soruyordu.
"Değil Memed, dağdaki kurt kuş bile affa uğrar."
"Ölümü alnıma aldım," dedi Memed, yüzü kırışarak, yüzü büyük bir acıyla gerilerek. "Ölümü alnıma aldım! Şurada tam yüreğimin ortasında bir yangın var. Oyuyorlar gibi yüreğimi. Gitmeliyim. Dayanamam gayri.
Öyle şakalar, öyle çocukluklar, öyle aptallıklar yapıyordu ki, 12 yaşında kız çocuğu yapmaz. Mehmet’e ikide birde “Aman Memed” diyordu, “af çıkıyor. Evimiz, Tarlamız var. Neden yüzün gülmüyor? Gülsene azıcık.” 
Memed elini uzattı, usulcana:
"Hatçe," dedi.
Hatçe:
"Can," dedi. "Yolunu, yolunu çok gözledim. Gözlerim yollarda kaldı." Sıcaklıkları biribirlerine geçiyordu. Nefesleri bir yalım rüzgarı gibi. Biribirlerine biraz daha sokuldular. Başı dönüyordu.
Buz gibi, yumuşacık ipekli, bir su gibi, karanlıkta Memedin elinden Hatçenin ellerine aktı.
Bir zaman öylecene sarılmış kaldılar. Konuşmadılar.
Duyar mısın, İnce Memed Toroslar'dan seslenir
İki canlı Hatçe'siyle doruklara yaslanır
En onulmaz, en insafsız, en çaresiz ağrılar
Gözlerinin feri değse, iflah olur, uslanır