KEHRİBAR GEÇİDİ
Asırlar geçer ama "insanın karakteri" pek değişmez. "Karakter"den kastım, içindeki "zulüm" ve "kötülük" aşkı. Tabii bir o kadar da "iyilik" ve "fazilet" aşkı da denebilir. Kabil-Habil olayından beridir "insan" içindeki o "vahşi" ruhu anlamış ve hiç yüksünmeden de her daim bunu kullanamış ve maalesef çoğu zaman da bundan haz almış, haz aldığında daha fazla bu "vahşi"liği kullanarak göstermiştir.
Bu paragrafın amacı kitabın içinde ki iki farklı zamanın, iki farklı egemen gücün aynı "vahşi" liği aynı gerekçeler ve aynı haz ile yapıyor olmasını anlatmak ve anlamak için. Kadim zamanın zalimi hangi zulmü hangi duygu ile yapıyorsa, yeni zamanın "zalimi" de aynı zulmü yine aynı duygu ve kelimelerle yeni zamanın mazlumuna yapıyor. Ve işin garibi de eski zamanın mazlumunun yeni zamanın zalimi oluvermesi.
Nazan Hanım bir kelime üstadı, bir kelime üstadı kadar da farklı zamanları, farklı kahramanları, farklı hikayeleri bir anlam içerisinde çok güzel "mezc" edebilmektedir. Roma'nın Hristiyanlara yaptığı zulmün zirve çağını ve bu zulmün dilini, gerekçelerini , onu yapanların buna olan inançlarını ve adanmışlıklarını kahramanların önüne serip, aynı kahramanların, aynı mazlumların gözünde 300 sene sonra yeni dönemin zalimlerinin de benzer motivasyonlarla nasıl zulmettiğini önümüze seriyor. Ashab-ı Kehf olayını oradaki 7 uyurların inandıkları dinin, inancın yolunda nasıl bir mazlumiyet yaşadıklarını, aynı mazlumiyetteki duygularını önümüze serip, çektikleri çilelerin mükafat asrında uyandıklarında, uyandıkları altın çağın içinde bu inancın ve dinin insan eliyle nasıl bir zulüm ve baskı objesi haline geldiğini gösteriyor.
Kimiz biz? Neye inandık ve ne olduk? Ne olacağız? 3 asır evvel "Nasıralı İsa" dediğimiz kişi için yakılırken, 3 asır sonra niye biz insan