Shakespeare okumaya bayılırım. Bu oyunun da bayılarak izlediğim “10 Things I Hate About You” filmine ilham olduğunu duyunca koşup okumaya başlamıştım fakat biraz beklentimin altında kaldığını söyleyebilirim. Öncelikle mizahi yönü çok güçlüydü, okurken oldukça eğlendim. En sevdiğim karakter ise tabii ki dönemindeki kadınlardan çok daha keskin bir karakter olmasından dolayı Katherina oldu. Onun öfkeli, açık sözlü, gururlu, zeki, hatta bir noktada sadece kendini düşünen bencil bir karakter olması inanılmaz zevk vermişti. Klasiklerde okumaya alışkın olduğumuz kadınlardan oldukça farklıydı. Ayrıca böyle bir aşk okuyacak olmak da beni heyecanlandırmıştı.
Fakat süreç olarak okurken ne kadar zevk alsam da Katherina’nın sonlarda çeşitli manipülasyonlarla “evcilleştirilmeye” çalışılması, hatta bir noktada evcil bir hayvandan hiçbir farkının kalmaması beni oldukça rahatsız etti. Zaten ortada aşk da yoktu; bir tarafta sırf güzelliği ve uysallığı için sevilen, uğruna savaşılan bir kız kardeş, diğer tarafta ise maddi çıkar uğruna bir kadını bastırmaya çalışan bir erkek vardı ve bu beni gerçekten rahatsız etti.
Ayrıca o dönemde kadınların nasıl değersizleştirilip hayatı kolaylaştıracak bir objeden ibaret görüldüğünün bir kez daha farkına varmak da oldukça üzücüydü. Buna rağmen döneminde gerçek bir aşkı işleyen diğer yazarlara ve de metinlere olan hayranlığım arttı.