Kendi Olmanın Utanci ve Suçlulukla Yüzleşmek
Ebeveyni memnun etmeye çalışarak geçirilmiş her çocukluk sancılıdır. Kendi varlığını göstermek için kıvranmak, duygularının yok sayılmasıyla başa çıkabilmek, kendini işe yarar hissetmek için sürekli çabalamak ve aileye sorun çıkarmama kaygısıyla yaşamak çocukları zorlar. Bugün, kimseye yük olmamak için elimizden geleni yapıyor ve bunu bir erdem olarak görüyorsak, diğer insanlarla yakın olmanın iyileştirici yanından mahrum kalıyor olabiliriz. Yakınlığı bugüne dek hep kendimizi yok sayarak deneyimlemişsek, benzer yorgunlukları hissetmemek için yakınlık kurmaktan kaçabiliriz. Çocukluğumuzda sevgisini hissettirememiş ebeveynlerle büyüdüğümüzde birilerinin bizi gerçekten seveceğine ihtimal veremeyiz. Özenli davranışları arzularız ama içten içe bunu hak etmediğimizi düşünürüz. Yakınlarımızın bizi memnun etmek için yapacakları şeylere engel oluruz. Sevgi ve iyilik gördüğümüzde hissettiğimiz şey mutluluktan çok derin bir mahcubiyettir. Hayatta hiçbir başarımızı yeterli bulmaz, her fırsatta kendimizi eleştiririz. Başkaları bizi küçümseyecek, yaptıklarımızı değersizleştirecek diye ödümüz kopar. Biriyle çok yakın olduğumuzda ruhumuzdaki yarıkları görecek ve bizi sevmekten vazgeçecek diye etrafımiza duvarlar öreriz. Çünkü içimizde yalnızca sevilmem korkusuyla değil aynı zamanda çok derin bir utançla da mücadele ederiz.
DÜŞÜK STRESLİ BİR YAŞAM İÇİN 10 ÖNERİ
1. Anda kalma tekniklerini öğrenin ve rutin olarak hayatınıza yerleştirin.
2. Hayatınızı olabildiğince sadeleştirin.
3. Dijital teknolojiyi bilinçli ve akıllıca kullanın. Kullanımınızı planlamaya zaman ayırmayı unutmayın.
4. Kendiniz için kendinizden fedakârlıklar yapın. Erken kalkın, spor yapın, dengeli beslenin ve İnsanın Fabrika Ayarlarına uygun bir yaşam için planlı adımlar atın.
5. Durmayı, dinlenmeyi ve kendinize vakit ayırmayı ciddi olarak planlayın.
6. Ömrünüzü aşacak bir hayal belirleyin ve o hayale doğru küçük adımlar atma alışkanlığını hayatınıza yerleştirin.
7. Akışa geçecek bir uğraş edinin. Bu uğraşınızda ustalaşmak ve derinleşmek için planlı vakit ayırın.
8. İnandığınız gibi yaşayın; “mış gibi” yapmaktan kaçının.
9. Karşılıksız ve beklentisiz iyilik yapın. Bunu elinizden geldiğince sık tekrarlayın.
10. Her fırsatta elinizdeki hayat, kaynak, imkân ve fırsatları düşünün ve bolca şükredin.
Bu bölümü kapatırken, zihinsel ve bedensel gerginliğin temel nedeninin “duramamak” olduğunu fark etmiş olmalıyız. Hızla geçen şu yaşamda arada bir durmak, bakmak, görmek, hayatın tadını çıkarmak ve ne oluyorsa yargısızca izlemeye çalışmak; huzura açılan nice kapıyı da görebilmemizi sağlayacak. Zira bu beyin ve bu zihin, bu kadar yük için yapılandırılmış görünmüyor. Îfâ etmesi gereken başka vazifeleri var...
Stres kavramının bizde strese neden olmasının en önemli nedenlerinden birisinin de çok farklı sıkıntı durumlarının sadece “stres" kelimesi ile karşılanması olduğunu düşünmeden edemiyorum. Zira bir dilde benzer ama aralarında ufak farklar olan durumları niteleyecek ne kadar farklı kelimeniz varsa, o kavramlara dair farkındalığınız ve kavramların farklarına dair algı çözünürlüğünüz o derece artar. Çünkü beynimiz (zihnimiz) dil ile düşünür (Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, Tuti Kitap, 2015). Halbuki Türkçemizde temelde “sıkıntı” anlamına gelen ama çok farklı sıkıntılı durumları nitelemek için kullandığımız stres kelimesinin farklı durumlarını karşılayan “gam, kasvet, keder, inkisar, izdırap, hüzün, kahır, yeis, efkâr, tasa, dert, mihnet, elem, üzüntü, sıkıntı, kaygı...” gibi birçok kelimemiz mevcuttur (yahut mevcut idi). Bu anlamların hepsini tek kelimeye sıkıştırdığımızda bu farklı zihin durumlarını tanıyamaz ve anlamlandıramaz oluruz. Dil yeteneğini ve kelime dağarcığını genişletmek “stresi yönetebilmek” için iyi bir başlangıç hamlesi olabilir.