İyilik ve kötülük, sevgi ve nefret, merhamet ve zulüm yalnızca başkalarının davranışlarında gördüğümüz şeyler değildir. Bunların tümü, bizim benliğimizin de parçalarıdır. İçlerinden beğendiklerimizi seçip hoşlanmadıklarımızı inkar etmek benliğimizin bütünlüğünü reddetmek olur. Bizler kendimizde fark ettiğimiz rahatsız edici duyguları başkalarının (ebeveynlerimizin ve diğerlerinin) içimize bıraktığına inanmak isteriz. Bu inanç içimizdeki kötü parçayı görmeyi imkânsız kılar. Kusursuzluğa tutunup, hep iyi yanlarımızı sergilediğimiz sahte ilişkiler kurarız. Oysa insan hayatında öyle anlar olur ki hepimiz kendi masumlarımızın zalimlerine dönüşebiliriz. Şüphesiz iyiyle ve kötüyle ne yaptığımız, doğduğumuz evde içimize işleyen duygularla ve deneyimlerle doğrudan bağlantılıdır. Ancak kabul etmek gerekir ki iyiliğin ve kötülüğün içimizde var olması yalnızca yetiştirilme biçimlerimizle değil insan olmamızla ilgilidir.