Asırlardır Mevlid okunan her mecliste gözü yaşlı, gönlü huzur dolu ve aklı açık müminler bu duaya âmin diyorlar. O âminlerle huzur buluyor, şenleniyoruz. Ve bu dualar, gönle huzur veren bu âmin sedaları, tıpkı ezanımız gibi, tıpkı bayrağımız gibi, gök kubbemizde her daim yankılanacaktır.
Şunun ifade etmek lazım: İlim, sanat ve edebiyat bir süreç işidir... Sözü ve manayı demlemek için zaman gerekir. Nitekim Mevlid'in de hemen ortaya çıkmadığını biliyoruz. Bu şaheser hayat buluncaya değin, başta Yunus Emre'miz olmak üzere, Siyer-i Nebî şairi Mustafa Darir, Mantıku't-tayr mütercimi ve müellifi Gülşehrî ve Garib-Nâme sahibi Âşık Paşa gibi şairlerin Türkçeyi şiir dili hâline getirdiklerini ve estetik zeminden taviz vermeden dinî-tasavvufî düşünceyi işlediklerine tanık oluyoruz. Süleyman Çelebi, eserini telif ederken, bu geleneğin izini sürmüştür.