"Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için."
..kendilerini ölmeden ceset olarak algılayanlar, intiharlarını başkalarının bir vasiyeti gerçekleştireceği gibi gerçekleştirir. ölüm yaşarken vardır, olmuştur. cesedi yakarak ortadan kaldırmak gerekir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
bir insanı tanımayı arzulamak, kof bir vaattir ve büyük külfet! günler, geceler, haftalar, seneler boyu dinlemeyi ve gözlemeyi, didiklemeyi ve hissetmeyi, deşmeyi ve dermeyi gerektirir; kabukları kaldırabilmeyi ve altlardan ince ince sızacak, belki de fışkıracak olan kanı görmeye tahammül edebilmeyi… bunca zahmete katlanamayacak olduktan sonra, daha yolun başındayken dönüp, bu işe hiç kalkışmamak yeğdir
Çevresine bakındı, yoktu. oturma odasını da aradı, orada da yoktu. bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. kadınlar da böyleydi. dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.
sanki insanoğlu kendini daima yanlış,başkalarını ise nadiren doğru anlıyordu. tecrübenin hiç bir ahlaki değeri yoktu. o yalnızca,insanoğlunun hatalarına verdiği isimdi.bir kural olarak ahlakçılar,ona uyarıcı vasfından ötürü değer veriyorlar ve karakterin oluşumunda mutlak bir ahlaki tesir olduğunu iddia ediyorlardı.ayrıca,tecrübe bize neleri takip etmemizi ve nelerden kaçınmamız gerektğini öğrettiği için de ahlakçıların minnet duyduğu bir fenomendi. fakat tecrübede harekete geçirici bir güç yoktu. belki bir parça vicdani hassasiyet uyandırıyordu. yine de bütün bunlar gösteriyordu ki,geleceğimiz de tıpkı geçmişimiz gibi olacaktı ve tiksinerek işledğimiz günahı keyifle tekrarlayacaktık.