1912 yılında yazılan kızıl veba 2012 yılında gerçekleşen bir veba salgınını anlatıyor. Her ne kadar 100 yıl sonra veba salgini olmasa da 200 yıl sonra covid salginiyla karşı karşıyayız. Hazır böyle bir salgının içindeyken okunabilir kısa ve bir o kadar da insanlık ile dolu bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yıl 2073 ve salgının üzerinden yıllar geçmiş. Salgına yakalanmayan profesör çocuklara salgın günlerini anlatıyor. Veba ile insanlığın yok olup tekrar sıfırdan nasıl başladığı, başlarken bütün gelişme ve medeniyetin de ilkelliğe nasıl döndüğünü görüyoruz. Yoğun anlatımlar yorucu hikayeler yok kitapta. Kısa olmasına rağmen fazlasıyla düşündürücü ve anlamlı bir kitap. Keyifli okumalar.
Geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. O vakit, bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir âlemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlûkları ile dolmaya başlar.
Yabancılaşmayı anlatırken ilk cümleniz ne olurdu? Camus 'Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.' Diye başlamış. İlk okuduğumda karakterin çok üzüldüğünü, üzüntüden günleri unuttuğunu düşündürüyor. Ancak ilerledikçe aslında kitabın baş karakteri olan Meursault'un kendisi de dahil olmak üzere bütün topluma karşı yabancılaştığını gördüm. Varoluş savaşında kendisine bir amaç edinememiş ve dolayısıyla da hayatın akışında umursamaz bir insana dönüşmüş. E bu kadar da tepkisiz olunmaz ruhu çekilmiş ruhsuz bir insan bu dediğim yerde kendisine 'yüreğimin kapalı olduğunu hissediyorum' dedi. Bence bu cümle bize karakteri özetliyor.
Olaylar örgüsü karakterin annesinin ölümüyle başlayıp cinayet istemesiyle devam ediyor. Cinayete kadar son derece duygusuz ve tepkisiz olan Meursault yargılanma başladığında kendi kendine sorgulamalara başlıyor. Ben yoğun bir anlatım ve sarsıcı bir hikaye beklerken tam tersine sade, anlaşılır buldum. Tabi derin anlamlarına girersek yazı uzun sürebilir. Kitabı okurken hangi kitaba benzettiğimi hatırlayamamıştım, şimdi düşününce Victor Hugo'nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü kitabına benzettim. Keyifli okumalar.