Yazının ruhu mu olurmuş diyor mahkeme katibi Bu yüzden eskiyor hayat, merhamet yetim kalıyor Bir tek susku kalıyor, diller de ölüyor birer birer Ölen her dil yalnızlığı oluyor bu dünyanın
Alıntı
Cemal Süreya
Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir... Üstü kalsın...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Kur'an yalnız lafzıyla değil, şiiri ile ruhiyle bir bütündür, bir dilden bir dile geçerken şiiriyeti, musikîsi de ölür. Kelebeğin bir avuç toz olması gibidir kutsal tercümeler."
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
artık beni hiçbir şey şaşırtamaz dediğim oldu. artık beni hiçbir şey üzemez dediğim de oldu. çok büyük konuşmuşum. hayat, sözümü ve yalnızlığımı kucaklayan kocaman kollarıyla hala tek şaşkınlığım. tıpkı masallardaki gibi, biraz önce gibi, sonsuza dek yanımda kalacakmış gibi... akıp giden hikayelere bakiyorum, yanımda kulaklarıma gizlerini fısıldayan sesler birikiyor. o şiirin yanına gittim. o şiire korkacak kadar çok yaklaştım. o şiiri yakışıklı oğlum gibi sevdim.
Ölüm benimdir ve onu ben yaşarım
Ölüm korkusuna gömülmüş olan toplumumuz derin biçimde ölüsever bir toplum haline geldi. Böylesine olağanüstü biçimde kaçınılmaz ve gizemli olan bu olaya ürkerek ama saygı duyarak yaklaşmak yerine onu anayasal bir hak olarak değerlendirmek yoluna gidiliyor. Her hayatın ölümüyle taçlandığını ve bu iki gerçekliğin -sürdürdüğümüz hayat ve bizi bekleyen ölüm- kesinlikle birbirlerine bağlı olduklarını, birbirlerini karşılıklı aydınlattıklarını anlamakta güçlük çekiyoruz ve ölümün elimizde olduğundan emin olabilmek için yargıçlara, noter belgelerine, kararlara ihtiyaç duyuyoruz. Böylece bir yargı kararı, mühürlü bir belge, binlerce yıllık edebiyatı, bilgeliği, şiiri silip atıyor. Ölüm benimdir ve onu ben yaşarım.
Sayfa 33·Kitabı okuyor