Çocukluğun neşeli, kaygısız, uçarı, her şeyin mümkün olduğu, nazlanmanın, olmadık şeyleri tutturmanın, olur olmazı istemenin, çoğunlukla da elde etmenin o doyumsuz günleri bitip kendimizi yaşamın, işin gücün, zorlukların, boğuntuların, koşuşturmanın içinde bulunca sık sık dönmek isteriz o kaygısız günlere, ana kucağı denen o cennete.
Peki her çocuk için aynı mıdır bu söylenenler? Çocukluk deyince; annenizin sizi hep döven o kocaman elleri, keskin bir bıçak olup etinizi, canınızı, bakışınızı dilim dilim kesecek bir bıçak gibi şimşekler çaktıran keskin mavi bakışlarıysa anımsadığınız...
Dışarıya, başka çocuklara, başka insanlara açılan tek kapınız olan demir korkuluklu pencereden uzakttığınız bacaklarınızı sallayarak sokaktan geçenlere "Senin annenin de elleri kocaman mı, kolları uzun mu?" diye sorararak yaşadığınızı anlamaya, anlamlandırmaya, başka annelerle annenizi karşılaştırmaya kalktığınız günlerse çocukluk...
Evinizin bahçesi sizi sokaktan koparan koskoca duvarlarla çevrili bir hapishaneyse, bahçedeki ağaçlardan başka konuşacak kimseniz yoksa...
Yazar, Feyzi 'nin çocukluğunu merkeze alarak ana -baba- çocuk ilişkisini, çok kimlikli ve kültürlü bir kentte köşkün (bahçenin) dışındaki yaşamın zenginliğini, insan ilişkilerini görselliği yoğun, fotoğrafik ögelerle anlatıyor bize. Dile hakimiyetiyle, Türkçe içinde kurduğu özgün bir dil ile özelde Feyzi 'nin genelde hepimizin çocukluğuna yolculuklar yapmamızı sağlıyor. Feyzi' nin çocukluğunu romantize etmeden, okuru ona acındırmadan, ona her şeye rağmen çocuksu bir neşe armağan ederek kuruyor metni.
Çocuktaki Bahçe, günümüz edebiyat dünyasında çok da bilinmeyen bir yazar olan Feyyaz Kayacan 'ın ölümünden önce yayımlanan son eseri ve tek romanı. Keyifle okudum, eski Kadıköy' ün sokaklarında dolandım, anlatılan yerleri