Hazal Başak Vural

Hazal Başak Vural
@hazalbasakvural
8/10
·304 syf.··
2022 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2022 00:00
Kurgu dışı ağırlıklı bir okuma beklediğim için Hamnet'te biraz hayal kırıklığına uğradım ama hayal kırıklığına uğradığım kadar, çok sevdiğim yanları da oldu. Bunlardan biri, çocuğunu kaybeden bir anne babanın yas sürecinin, o yaşanan yoğun duyguların muntazam aktarım şekliydi. Keza aile yaşantısına dair tespitleri de öyle, Shakespeare'in nasıl Shakespeare olduğunu anlatan başarılı bir kurgu. Buna karşın, Shakespeare'in hiç adının geçmemesi de, kitaptaki Latince öğretmenine direkt Shakespeare olarak bakmak yerine, süreç içerisinde yerini alan bir karakter olarak bakmamıza imkan tanıyor. Tüm bunların yanında, çok fazla sarsıcı trajik an barındırıyordu. Beni en çok etkileyenlerden biri, Agnes'in evinden kovulduğu andı. Herkes avludayken eşyalar savrulur ve o anda iki kardeş bakışarak anlaşır. Agnes eşyalarını da toplayıp gider. O an kitabı elimden bırakıp ara verme ihtiyacı duymuştum. Maggie O' Farrel'ın Hamlet oyununa yaptığı atıflar ise beni benden aldı diyebilirim. Oğul ile babanın yer değiştirmesine yaptığı o gönderme, başarılı bir oyun analizinin de ürünü aynı zamanda. Bana göre tabii. Kesinlikle okunmaya değer etkileyici bir kurgu roman....
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,5bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·296 syf.··
2022 33. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2022 18:36
18. yüzyılda yaşamış olan Denis Diderot, bilginin yalnızca üst tabaka kesimin erişebildiği bir ayrıcalık oluşunu daima eleştirmiş ve yoksulların kendi hakkını savunabilmesi, köylü ve işçilerin cehaletten kurtulması yolunda daima mücadele eden önemli bir kişilik olarak tarihteki yerini almıştır. Birçoğumuz onu, içerisinde her türlü bilgiyi barındıran meşhur ansiklopedinin editörü olarak bilir. Bazı kaynaklarda Kaderci Jacques ve Efendisi'ni yazma fikrinin, 1749 yılında yazmış olduğu "Körler Üzerine Mektup" yüzünden hapse girip, özgürlüğüne kavuştuktan sonra da en yakın arkadaşı olan Melchior Grimm'le kutlama yaparken, Grimm'le bir kayıkçı arasında geçen konuşmadan sonra oluştuğu belirtilmiş. (Bu bağlamda Alfa yayınlarının çıkarmış olduğu 'Hayır' serisi içerisinde yer alan, her okuyucuya hitap eden, Denis Diderot - Cehalete Hayır kitabını tavsiye ederim.) Kitabın içeriğine gelecek olursam, okurken yorulduğunu, yarım bıraktığını ve parçalı anlatımdan dolayı sevemediğini belirtenler oldu. Aslında bunun nedenlerinden biri de okuyucuyu aktif kılmayı hedefleyen bir yapıt olmasıdır diyebilirim. Diderot burada belirli bir olay örgüsüne bağlı kalmadığı gibi, pasif bir okuyucuya hitap etmiyor. Dolayısı ile, okurken mücadele edilmesi ve okuyucunun da etken bir rol üstlenmesi gerek. "Nasıl karşılaşmışlardı? Herkes gibi tesadüfen. Adları neydi? Ne önemi vardı ki?" diye başlayan romanımız aslında başından sonuna belirtildiği üzere bir antiromandır. Geleneksel roman sınırlarının dışına taşan bir anlatıma sahip olan bu karşı roman günümüzdeki ilk modern roman olma özelliğini taşır. (Her ne kadar Diderot'nun bizzat kendisi bu bir roman değildir diye belirtmiş olsa da. :)) Kitabın ilginç yanlarından biri de; bahsi geçen 'Jacques ve Efendi'sinin aralarında yer değiştirmiş olmalarıdır.
Kaderci Jacques ve EfendisiDenis Diderot · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019392 okunma
9/10
·528 syf.··
2022 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2022 01:47
Evliliklerin, hatta kısaca yaşantının statü çemberi etrafında konumlandığı, inancın bağnazlığa alet edildiği yapay bir toplumun yapay toplum ahlakı. Evet, Victoria döneminden bahsediyorum. Yazarın bulunduğu dönemi de göz önünde bulundurursak; Thomas Hardy toplumun iki yüzlü ahlakçılığı ile yaşamak istedikleri arasında kalan genç kızın hislerini, düşüncelerini ve çaresizliğini daha iyi anlatamazdı sanırım. Ki kendisi Victoria dönemine aykırı olan bu tavırlarıyla 19.yy romanında radikal bir yeniliğin de öncüsü olmuş aynı zamanda. Sadece kitabı bitirdiğim ilk anda itiraf etmeliyim ki sonunu bir tragedya için bile fazla bulmuştum; ancak sistemin çirkinliğine bir vurgu olabilir şeklinde düşünmeye başladıktan sonra daha makul geldi gözüme. Hatta oldukça nükteli... Bir ailenin önemli bir soya mensup olduğunu öğrenmesiyle, evin büyük kızının değişen hayatına ve mücadelenin, iyiliğin, kötülüğün, aşkın, sınıfsal yaşantının her türlüsüne yakından tanık oluyorsunuz. (Yazar bir yerde değişim karşısında değişen aşk hakkındaki fikrini de Shakespeare'in 116. Sonesinden gönderme yaparak belirtmişti, okuyanlar anlayacaktır, ben de kesinlikle katılıyorum vurgusuna.) Ayrıca o dönemde dogmalara karşı duruş da baskıdan dolayı öyle kolay kolay dik sergilenebilecek bir şey değil, yazarın dogmadan kaçışı da dogmaya hapsoluşu da sorgulayıcı bir karaktere yedirmesi çok başarılı ve de takdir edilesi. Pastoral anlatının da baskın olduğu bu kitabı çok çok beğendim...
TessThomas Hardy · Can Yayınları · 20212,163 okunma
Kendisi kısa, etkisi uzun...
9/10
·96 syf.··
2022 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2022 00:00
Kitabı ilk okumaya başladığımda,1950'li yıllarda savaş akabindeki bir eğitimin, bir disiplin çemberinin izdüşümlerini barındıyor diye düşündüm. Keşke bu kadar basit ifade edebilsem, çok fazla duygu geçişi vardı ve bu duygu sirkülasyonu içerisinde siz felçli gibi sayfanın başında kalakalıyorsunuz. Biraz bahsetmem gerekirse; 8 yaşından itibaren yatılı okuyan bir karakterin ne zaman ve nerede yazdığı belli olmayan, yatılı okul anılarını anlattığı bir roman. Ergenlik dönemindeki bir kızın akranları içerisindeki yer edinim şekillerini, gruplaşmaları, cinsel kimlik edinim süreçlerine dair çok etkileyici bir anlatımdı. Sanırım bunun sebebini bir duyguyu ilk defa tattığı şekliyle aktarımının çok başarılı olmasına bağlayabilirim. Her ayrıntıda sarsılmanın mümkün olduğu, daima pencereden izlenen bir hayatı iliğine kadar anlatan ve kendisi kısa, etkisi uzun süren bir romandı. Okurken disiplinin getirdiği o kasveti(oldukça soğuk ve kasvetli bir anlatım olduğunu da belirtmeliyim) buram buram hissediyorsunuz. Bir daha okur muyum? Evet okurum...
Edebiyat
Disiplinli Güzel GünlerFleur Jaeggy · Can Yayınları · 2019259 okunma
YILGINLIĞA HAYIR!
10/10
·88 syf.··
2022 14. kitabı
Günün anlam ve önemine ithafen, tarihe yön veren ve güçlü kadın paternini oluşturan Maria Salomea Sklodowska'yı, bilinen adıyla Marie Curie'yi ve mücadelesini anlatan bu kitabı tavsiye etmesem olmazdı. Hiçbir fikri olmayanlar için Marie Curie'yi tanımak ve anlamak adına güzel bir giriş kapısı. Tarih boyunca birilerinin, sırf ırk, din ve cinsiyet ayrımcılığı yüzünden bilgiye erişim engeline takılması, mücadele etmek zorunda kalması beni en çok yaralayan şeylerden biri olmuştur. Marie Curie de 'kadın' olduğu için bu engele takılanlardan yalnızca biri. Ancak tüm yaşadığı zorluklara rağmen mücadelesiyle vücut bulmuş bir kadın. İlk mücadelesi, yükseköğrenim görmek istediğinde başlar. Kendisi gibi idealist olan kız kardeşi Bronia (Bronislawa) ile birlikte Varşova Üniversitesi'ne başvurmak isterler. Kadın oldukları için bu istekleri alaycı ithamlarla geri çevrilir. Bu sosyal cinsiyet ayrımcılığı onları yıkmaz ve iki kız kardeş 'yüzen' ya da 'uçan' olarak adlandırılan, gizlice eğitim veren yasadışı bir üniversiteye gitme şansı yakalarlar. Bu sefer de maddi imkansızlığın engeline takılırlar; çünkü üniversite Paris'tedir ve babalarının maddi gücü yeterli değildir. ( Fizikçi olan babaları aynı zamanda kızlarının öğrenimi konusunda hem yardımcı hem de ilham kaynağı olmuştur. O dönemde takdir edilecek bir yaklaşım olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.) Bunun üzerine kız kardeşi Marie'ye bir teklifte bulunur, önce Bronia Paris'e okumaya gidecektir ve bu 4 yıl boyunca Marie öğretmenlik yaparak maddi desteği olacaktır. 4 yıl sonunda ise Marie de Paris'e gelecek, kız kardeşi kendine destek olacaktır. Böylece Marie Curie, 1891 yılında Paris'e yerleşerek Sorbonne Üniversitesi'ne girer. 3 yıl boyunca, matematik ve fizik alanında lisans derecesi edinmek için üstün çaba gösterir. 1894
İnsan ve Toplum
Yılgınlığa Hayır / Marie CurieElisabeth Motsch · Alfa Yayınları · 2022125 okunma