"Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ve içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak."
Bu hayatın bir manası olmak icap ederdi! İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birisini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.
Her insanın cenneti, kendini bulduğu mutluluk değil miydi? Kendine sığamayan insan nereye sığardı ki? Yarası olan adam, hangi yarayı iyileştirebilirdi? Ah bu balıklar, katışıksız, beklentisiz ve sükunetin durağı zavallı hayvancıklar... İnsanın yarasını uzaktan tanıyan, sığınana, yoldaş olana sırt çevirmeyen mübarek varlıklar.