Yıl 1944, Ürgüp kitaplığında yeni bir kitaplık görevlisi, ortaokul mezunu bir memur, Mustafa Güzelgöz. Böyle söyleyince şatafatlı durmuyor tabii.
Güzelgöz bugün hâlâ çoğu kütüphane memurunun yaptığı gibi okumak isteyene kitabını verip sonra tüm gün koltuğunda oturabilir hatta kimse gelmezse bu durumdan memnun olup vakit öldürebilir, e gelene kitap veriyoruz istediler de vermedik mi düşüncesiyle bu dünyaya bir iz bırakmadan gidebilirdi.
Mustafa Güzelgöz kitaplık görevini böyle edilgin anlamadı. Bir tür etkin kitapçıydı o. Etkin kitapçı deyince ne anlıyordu? Madem yurttaşlar kitaplığa gelmiyor, o yurttaşlara gitmeli, ne yapıp ne edip kitapların okunmasını sağlamalıydı. (Sayfa 87)
İlk olarak ayaktopu takımında çalıştırdığı gençleri okuttu. Ardından orta ve ilkokul öğrencilerine ulaştı. Fakat onun asıl derdi köylülerdi. Ne yapsam ne etsem diye düşündü, uğraşıp didindi ve sonunda köylere aydınlık götürmenin bir yolunu buldu. Kitapları vurdu eşeğin sırtına ve köylere kitap götürmeye başladı. Sekiz köye kitaplık açtı. Kapatılan Halkevi'nin kitaplarını kurtardı. Keçi ağılı yapılan eski Halkodaları'nı kurtarıp kitaplığa dönüştürdü. Kitaplıklara kadınlar da gelebilsin diye dikiş makinesi ve halı tezgahları sağladı, beşikler bulup koydu. Spor kulüpleri kurdu, öğretici filmler gösterdi. Onlarda kooperatifçilik sevgisini uyandırarak kalkınma başlattı. Yetmezmiş gibi bir de 1963'te Amerikan Barış Gönüllüleri Derneği’nin İnsanlığa Hizmet Ödülü'nü John Kennedy'den aldı. Ve tabii daha niceleri...
Onun yaptığına kısaca, köylüye eşekle kitap ulaştırmak denebilir. Evet, bu kadar yalın. Cip yok, otomobil, otobüs yok; ama eşek ne güne duruyor? Bütçede bol bolamat yok; devletin verdiği para çok az; ama yurttaşların gönüllü katkıları ne güne duruyor? Yalnız İstanbul, Ankara'daki değil,