Heiddegger'in varoluş felsefesinde insanın varoluşu, kişinin yaşamındaki olasılıkların gerçekleşmesiyle oluşur. Olasılıkların bitmesi ise ölüm demektir. İnsan, içerdiği olasılıklardan yalnızca birinin yaşama geçirilmesiyle kimliğine kavuşmaz. Varoluş, kişinin bünyesinde gizil durumda barınan olasılıklar çoğulluğunun yaşama dönüşmesiyle pekişir. Bu açıdan ele alındığında; kimlik parçacıklarıyla oyunlar kurgulayan Hikmet, her şeyi yarım bırakıp içindeki bir olasılıktan diğerine atlayan "Tutunamayanlar"ın roman kişileri bir yandan ölümden kaçarak yaşama tutunmaya çalışırlarken, öte yandan içlerindeki çoğul çelişkiler dünyasıyla yüzleşip kendilerini tanıma yoluna girerler.
Heiddegger , bu ilga durumunu belagatle açıklayan düşünürlerdendir: Herkes alanından her kimse ötekidir ve hiç kimse kendisi değildir . Günlük insanın kimliği sorusunun karşılığı olan 'herkes' insanın ötekilerle birlikte olmasında kendi varoluşunda teslim ettiği 'hiç kimsedir'.
Yarım bırakmak, varoluşsal bir içeriğe de sahiptir. Heiddegger'in varoluş felsefesinde insanın varoluşu, kişinin yaşamındaki olasılıkların gerçekleşmesiyle oluşur. Olasılıkların bitmesi ise ölüm demektir. İnsan, içerdiği olasılıklardan yalnızca birinin yaşama geçirilmesiyle kimliğine kavuşmaz.
Heiddegger'in dil yazarın evidir sözünü ise, Feridun Andaç "dil yazarın yurdudur" şeklinde yorumlar. Dil, aynı zamanda kültürel çözülmenin de ilk durağıdır. Onun içindir ki, Konfiçyüs bir milleti yok etmenin ilk yolu olarak, dili yok etmenin gerekliliğine işaret eder.
Heiddegger'in söylediği gibi, insan ölüm yönündeki bir varlıktır. İnsan tek başına ölür, hiç kimse bir başkasıyla ölmez. Yalnız başımıza ölürüz; ölümümüzü tek başımıza yaşarız. Geriye dönüp baktığımızda o hayatı nasıl doldurduğumuz, nasıl anlamlandırdığımız, o hayatta kendimize nasıl bir misyon biçtiğimiz çok önemli bir sual olarak gökkubbede asılı kalır..