Balzac'ın Bilinmeyen Şaheser'ini Columbia Üniversitesi'nde 2008-2010 yıllan arasında Prof. Andreas Huyssen ile birlikte verdiğim bir seminerde üç yıl öğrencilerimle tartıştım. Yirmi küsur öğrencinin katıldığı seminerler Balzac ya da Fransız edebiyatı hakkında değil, resim sanatı ile edebiyat veya yazı ile resmin ilişkisi ve bu ilişkinin tarihi hakkındaydı. Öğrenciler arasında dersin adı "Kelimeler ve Resimler" idi, çünkü derslerde çoğu zaman bazı resimlere bakar ve bazı metinleri okurduk.
Bir sömestr boyunca Platon'un Mağarası'ndan Borges'in "Düello"suna, Baudelaire'in Delacroix hakkında yazdıklarından Lessing'in "Laocoön"una, Goethe'nin Leonardo da Vinci'nin Son Yemek tablosu hakkında yazdığı metinden Heidegger'in yazılarına pek çok metin okurduk.
Balzac'ın hikayesi roman sanatının kurucu ustalarından
birinin resim ile ifade konusunda akıl yürütmesi ve okuyucunun görmediği bazı resimleri kelimelerle tasvir etmesi bakımlarından seminerimize uygundu. Ama her sömestr sıra Bilinmeyen Şaheser'i tartışacağımız haftaya gelince ve hikayeyi yeniden okurken tuhaf bir huzursuzluk kaplardı içimi. Bu yazı bu huzursuzluğu ifade etmek ve anlamak için kişisel bir deneme.
Sayfa 124 - YKY yayınları 2026