Yazardan okuduğum üçüncü kitap, ve yine mest etti. Kitabın türkçesi olmaması ise üzücü.
Fresko, fresk demek. Yani duvar resmi.
Okuduğumuz aile de tıpkı bir fresk gibi izledikçe/okudukça açıyor kendisini bize.
Sürekli bir başka üyenin zihnine girdiğimizden, geniş ailenin her ferdinin, olaylara bakış açısını, kendi doğrusunu ögrenme imkanımız oluyor. Ve zamanla görüyoruz ki, görünen ve olan arasında uçurumlar var. Sadece o da değil, patlamaya ramak kalmış bir gerginliği bir tetikleyici beklemesi gibi bir gergin havada, evi terketmiş ve aile tarafından dışlanmış kızları gelir kasabaya. Çünkü annesi ölmüştür ve cenazesi kaldırılmayı beklemektedir. Evin ahalisi ve ilişkileri üzerinde nasıl bir etki yapacaktır kendisiyle görüşmek yasak olan kızın gelişi?
Otoritesini sonuna kadar kullanmış ama kendisi gibi papaz olan damadının ipleri elinden alıdığından beridir dişsız aslan olan baba bir tarafta...
Evin reisi konumunda ve gelen kızın ablasıyla evli olan, sebebi nedir bilinmez, gelen kızdan büyük bir nefret duyan damat papaz...
Kızdan on yaş büyük, delirmiş ve ölerek kurtulmuş annesini evdeki annelik görevini üstlenmiş sorumluk sahibi, ama uysallığı, itaatkarlığı ve sessizliğine rağmen (veya bilhassa bundan dolayı) adam yerine konulmayan abla...
Bir akrabanın ailesinin yok olmasıyla beş yaşında bu eve evlatlık gelen ve şimdi yirmi beş yaşında olan öğretmen dikanlı...
Kızın evden ayrılmasıyla birlikte, ona yardım ettiği için evden gönderilen, Heidi'nin dedesi görünümlü, elinden her iş gelen ama şimdi yalnız yaşamaya terkedilmiş adam Anzsu...
Bir kaç yan karakter... ama tabi gelen kızın kendisi bir de...
Paramparça olmuş, her biri ayrı bir telden çalan ama herşeyi kendi içlerinde yaşadıkları için dışarıya pek yansıtmayan bu insanları okurken, adeta bir fresk inceliyor insan