Mülksüzler’i okurken sadece kurgu bir evrenin değil, kendi hayatımın da duvarlarını sorguladım. Bazen ben de Shevek gibi içinde yaşadığım iki farklı dünya arasında yabancılaştım; ait olamamakla mücadele ettim. Toplumun yerleşmiş ama sorgulanmamış değerlerini – örneğin düğün ve evlilik anlayışlarını – dönüştürerek kendi küçük devrimlerimi gerçekleştirdim. Shevek’in bilimsel bilgiyi insanlıkla paylaşma arzusu bana yapay zeka
gibi teknolojik araçların da bilginin mülkiyetsizleşmesi sürecine katkı sağladığını düşündürdü. Ve en çok da şu gerçeğe inandım: Devrim bir kerelik bir olay değil, her neslin yeniden niyetle, cesaretle ve ahlaki sorumlulukla yaşatması gereken bir süreçtir. Aksi halde en büyük devrimler bile zamanla sisteme dönüşür.