Bilinen ama söylenemeyenlerin ağırlığı çökmüştü havaya."
Bazı anlar vardır, kelimeler yetersiz kalır. İnsan, her şeyi net bir şekilde hisseder ama ifade edecek gücü bulamaz. Bu durum, sessizliğin en ağır halini yaratır. Sözler, boğazda düğümlenir. Duygular ve düşünceler birikir, ama dışa vurulamaz. Bu birikim, havaya yayılan bir baskı gibidir. Gözle görülmez ama herkes tarafından hissedilir.
Yıllar boyunca adamın yalvarmalarına karşı gösterdiği sabır, küçük sorgulamalar, hediyeleri kabul etmesi, adamın karşısına bu bekçiyi çıkaran rastlantıya ettiği küfürlere karşı kibarca sessiz kalması tüm bunlar bekçinin merhametli biri olduğunu gösteriyor. Her bekçi böyle davranmazdı. Ve son olarak adamın bir işaretiyle eğilip kendisine son bir soru sormasına fırsat veriyor. Sadece şu sözlerde bekçi her şeyin sonuna gelindiğini biliyor ya hafif bir sabırsızlık hissediliyor: 'Sen doymak bilmiyorsun.' Bazı yorumcular 'Sen doymak bilmiyorsun.' sözlerinde bir aşağılama sezilse de, dostça bir hayranlığın da olduğunu söylüyorlar.
Yaşam denilen şeyin kendisi sinirlerle, dokularla, hücrelerle ilgili bir şeydir, düşünceler bu hücrelere gizlenir, arzular buralarda konuslanıp hayaller kurar. Sen kendini güvende hissedebilirsin, gücünün kuvvetinin yerinde olduğunu zannedebilirsin. Fakat bir odada ya da gökyüzünde tamamen tesadüfen gözüne çarpan bir renk tonu, ya da bir zamanlar sevdiğin bir parfümün kokusu derinlerde gizli saklı anıları getirip önüne koyar Çoktan unutulmuş bir şiirin aniden karşına çıkan bir dizesi, epeydir çalmadığın bir müziğin ezgisi; yaşamımız bu tür şeylere bağlıdır Dorian.
Bu yolun sonu yoktur, o ne kısaltılabilir ne de uzatılabilir. Yine de herkes bir çocuk gibi onu kendi karışıyla ölçer. "Elbette ki bu ölçü kadar olan yolu da gideceksin, bu sana bağışlanmayacak."