• En çok kıyameti ertelerdim onu gördüğüm vakit. Onu gördüğüm vakit dünyada yer kalmazdı kimseye.

    O küçücük şehre bir salgın gibi dağılırdı sessizliğimiz. Özer’in ve benim.  Biz o küçük ilçede kendimize sığınmayı ona bakarken öğrendik. Ona bakmak çaresizliğe bakmaktı. En çok da gölgemizden kurtulmak için döndüğümüz köşeler aklımda benim.

    Özer’i üniversiteden sonra biraz kilo almış, biraz saçları dökülmüş, artık gülerken aniden ciddileşen mimiklerini görünce şaşırmıştım. Bizim Özer ile hikayemiz de en çok işte o pastanede başladı.

    Belki de dünyanın en uzak pastanesiydi orası. İki yıl kalmama rağmen adını öğrenemediğim, iyi bir rüya gibi ortalıkta gezen kız ise dünyanın belki de bize en uzak kızıydı.

    Pastaneye her gidişimizde olmadığını bilerek Türk kahvesi isterdim O’ndan. Kahveyi çok sevdiğim söylenemez aslında. Hatta hiç sevmem. Ben kahveyi en çok evde kalmış kızlara yakıştırırım. Ama dedim ya iyi bir rüya gibi ortalıkta salınan kız, en çok kahve istediğimizde masamızın yanında beklerdi. Çay istediğimizde hemen getirir, getirdiği gibi de hemen giderdi.

    Bu pastane yolun karşısındaydı. Zaten o küçük şehirde iki pastane vardı. İkisi de yolun karşısındaydı.

    Adı Helin miydi, Rojin mi, Hülya mı, Elizabeth mi bilmiyorum ama orada çalışmaya başladığından beri o pastane yolun hep karşısında kaldı.

    Tabelası bir reklamcının elinden çıkmış birkaç yerden biriydi orası. Devlet dairesine girerken efendisinin önüne çıkmış gibi saygıda hiç kusur etmeyen adamların ne için orada olduğunu anlamadığı, Özer ve benim beynimize ise hayret olan bir yer.

    Kaç masası, kaç sandalyesi, kaç kül tablası olduğunu saymak aklımıza bile gelmezdi. Çünkü ne zaman o pastaneye gitsek en kimsesiz, en sessiz, en patronsuz masaya otururduk. Çünkü her şeyin bittiği yerde o çoğalıyordu.

    Ne zaman oraya gitsek gazete okur gibi yapardık. Terler dökerek, heyecandan titreyerek ve biraz da utanarak geçtiğim bana upuzun gelen koridordan gelmesini beklerken.

    Ben Özer’e fark ettirmeden aklımdan birçok konuşma başlatır, hiçbirini ona yakıştıramayıp o masaya doğru yaklaşınca unuturdum.

    –Türk kahvesi var mı acaba?

    -Yok, ama patronuma söyleyeyim. Malzemesini alırsa yaparım.  Zaten pek kahve yapmasını bilmiyorum. Ama öğrenirim. Çok zor değil sanırım, biraz su, biraz kahve. Ama cezve de yok ki.

    Çaylarımızı getirir getirmez tezgâhın arkasında dışarıyı seyretmeye başlayan kızın cevapları sadece biz kahve istediğimizde uzuyordu.  Ben kahve istemesem Özer hemen kulağıma fısıldıyordu: “Türk kahvesi var mı?”

    Gözleri; o Kürt gözleri kahve kokardı. Elleri; o Kürt elleri orta şekerli, bol köpüklü.

    Başka masalarda oturan ve devamlı alacakları yirmili yaşlarda tekaüt parasını hesaplamaya başlayan hepsi öğretmen ama hiçbiri tok olmayan arkadaşlarımız söze dalardı: “Kahve yapılmasını da biz öğretelim bari!” Ne yavan kalırdı o sözler! Hiç bilmediler.

    Tekrar tekrar okuduğumuz gazete sayfaları bitip, tekrar tekrar içtiğimiz çaylar artık adisyonlara sığmayınca boş bardakları masamızdan toplamak için O gelirdi. Hemen gidesimiz gelirdi. Bu gidiş; yeniden pastaneye gelmemize sebep olacağı için bana da, Özer’e de dayanılmaz çekici gelirdi.

    O küçük, o her yerden uzak şehirde boydan boya gezip saatlerin geçtiğini sanarak tekrar dönerdik pastaneye. Aynı masa, aynı gazetenin aynı sayfaları. Kızaran yüzümü heyecandan titreyen ellerimle kapatmaya çalışırken. O biraz daha masamızın yanında kalsın diye daha çok soru sorar, daha çok kahve ister, daha çok utanırdım. Gazeteye başımı gömerken yine Türk kahvesi isterdik. Ya Özer, ya ben.

    Pastaneden ayrılırken tezgahın arkasından salınarak çıkar bizi yolcu ederdi. “Patronun cezve alsın.” demeyi her zaman unuttum. Günler geçtikçe cezveye de, patronuna da düşman olmuştuk. Türk kahvesinden çok Kürt kızının orada duruşunu seviyordum. Olmayan kahvenin kokusunu, birkaç soru-cevap arasında bana, sana ve dünyaya sinmesini seviyordum.

    Hiç içemedik o kahveyi. Ne karşılıklı, ne de senin elinden. Ama sen Kürt kızı! Türk kahvesi koktukça tüm farklılıklar orta şekerli, tüm pastaneler yolun karşısı.
  • Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
  • Biliyorum Sana Giden...

    Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri. Cemal Süreya
  • Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

    Cemal SÜREYA
  • Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
    Cemal Süreya
  • 304 syf.
    ·24 günde·Beğendi·7/10·
    Kitabı çok beğendim ve tavsiye edilecekler listeme dahil ettim.
    Bilimsel veriler vermesi ayrı bi arti zaten , çok dolu dolu bi kitapti bana çok artısı oldu.
    Çeviri bir kitap olmasi hasebiyle konu bütünlüğünde biraz dağınıklık, uzun cümleler, kendini tekrar etme vardı evet ama verdiği bilgiler çok önemli ve doyurucu olmasıyla bu eksikliklerini çok önemsemedim.
    Aslında çocuklarla çok konuşan bi toplum değiliz malesef , 'sonuçta o çocuk ne anlar bizim anlattiklarimizdan' diye düşünüyoruz ve hep bi susturma çabası .. Bu kitabı okuyunca ne kadar yanlış yaptığımızı farkettim.. herkese duyurmak istiyorum şimdi 'lütfen çocuklarınızla konuşun' diye, 'bu kitabı okuyun mutlaka' diye..
    Bi söz var ya hani "çocuklarınızın zeki olmasını istiyorsanız kitap okuyun daha da zeki olmalarını istiyorsanız daha fazla kitap okuyun" diye şimdi tam anlamıyla farkına vardım o sözün sade kitap okumak değilmiş iş, ağızdan çıkan kelimelermis önemli olan.
    Bebekçe konuşmayı doğru bulması da sevindirdi çünkü bn çok yaparım, önceki senelerde yine hatice Kübra tongarin kitabında bunun yapılmaması gerektiği yazıyordu ama bn karşı çıkmıştım katilmamistim doğru yapmışım onu öğrenmiş oldum
    3 K yöntemini beğendim ve daha bilinçli uyguluycam inşallah .

    Ebeveyn konuşmasının ya da konuşmamasının çocuğun hayatını bu denli etkileyeceğini asla tahmin etmezdim.
    O yüzden bu kitabı okumak çok büyük bi eksiğimi farketmemi sağladı ve iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu.