Puan vermedi·120 syf.··
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 20:12
Bir programda Murat Menteş'e sevdiği ve ilgi duyduğu yazarlar sorulduğunda bu seride geçen yazarlardan bahsetmişti. Felsefeden şiire, polisiyeden tasavvufa, her türde ilgilenen yazarlarla tanışabileceğimiz,yeni düşünürlerle hemhal olabileceğimiz bir diyalog kitabı olmuş.Murat Menteş'in kendi ağzıyla sorular sorduğu ve yazarların eserlerinden iktibas edilerek karşı tarafın cevapladığı bir zaman makinesi tarzında edebi bir seyahat. Herkesin yaşadığı hayatlar ve verdiği mücadeleler birbirinden farklı ama bu kitaptaki yazarların ortak noktası dertlerini yazıyla anlatmış olmaları Belkide sizde size rehberlik edecek veya dost olacak yazarla tanışma şansınızı bu kitapta bulursunuz. Ben kitabı okurken her yeni bir yazarda onun hayatını araştırıp daha fazla bilgi edinmeye çalıştım.benim için daha güzel oldu. Kitabın başında yazan cümle ile sözü bitireyim."okumak fikirlerimizi riske atmaktır"...
1000Kitap
Derde Deva RandevuMurat Menteş · April Yayıncılık · 20193,889 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 36. kitabı
Paul Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" kitabını okudum ve dürüst olmak gerekirse çok etkilendim. 19. yüzyılda kaleme alınmış bir eserin, bugünün dünyasını, bitmek tükenmek bilmeyen koşuşturmacayı ve plazalardaki hayatı bu denli net resmetmesi beni ziyadesiyle şaşırttı. Günümüzde hepimizin zihnine "Çok çalışmak en büyük meziyettir" fikri yerleştiriliyor. Sürekli bir yerlere yetişme telaşındayız, yorgun düşüyoruz ve sadece çarkın dönmesi için aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri alıyoruz. İşte bu kitap, tam da bu noktada bana bir aydınlanma yaşattı. Lafargue, "Hayatımızı neden sadece çalışmak ve tüketmek üzerine inşa ediyoruz? " sorusunu ortaya atıyor ve bu zorunlu çalışma çılgınlığını ustaca eleştiriyor. Beni en çok etkileyen kısım teknolojiyle ilgili olanıydı. Günümüzde teknoloji bu kadar ilerlemişken, hayatımızın daha kolaylaşması ve bize daha fazla boş vakit kalması gerekmez miydi? Oysa tam tersi oldu; bilgisayarlar ve telefonlar yüzünden artık işi eve, yatağımıza kadar taşıyoruz. Makineler bizi özgürleştireceklerine, bizi kendilerine daha çok esir aldılar. Lafargue'ın kastettiği "tembellik", bütün gün hiçbir şey yapmadan öylece uzanmak anlamına gelmiyor. Bir insanın kendine, ilgi alanlarına, sanata, felsefeye ve gerçek manada "yaşamaya" zaman ayırabilmesi demek. Yani hayatı ıskalamamak. Kitap belki her derde deva mükemmel bir çözüm sunmuyor ama çok yerinde bir soru soruyor: Hayatta kalıp bir şeyler harcamak için mi yaşıyoruz, yoksa gerçek yaşam bu mu? Bugün hepimizin deneyimlediği o tükenmişlik halini, stresi ve telaşı anlamak için muazzam bir eser. Modern yaşamın esareti altında ezildiğini hisseden herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202513,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çağları Aşan Soğukkanlı Strateji
Puan vermedi·43 syf.··
2026 1. kitabı
Şöyle bir durup düşününce; iki bin yılı aşkın bir süre önce yazılmış bir askeri taktik metninin, bugün hâlâ modern dünyanın en çok konuşulan kitaplarından biri olması gerçekten ilginç bir durum. Savaş Sanatı’nı elime alırken açıkçası çağ dışı kalmış, sadece tarih meraklılarına hitap eden askeri emirler silsilesi bulacağımı sanıyordum. Ancak sayfaları çevirdikçe karşılaştığım şey, salt bir ordu yönetme kılavuzu değil; insan psikolojisi, strateji ve kriz yönetimi üzerine kurulmuş, zamansız bir gözlem bütünü oldu. Sun Tzu, sanki iki orduyu değil de insanın doğasındaki o temel mücadele ve hayatta kalma güdüsünü masaya yatırıyor. Okurken kendinizi bir askeri kampta değil, stratejik düşüncenin tam merkezinde bir gözlemci gibi hissediyorsunuz. Siz de bilirsiniz ki popüler kültür bu tarz klasik yapıtları genelde göklere çıkarır ve her derde deva bir kişisel gelişim kitabı gibi pazarlar. İşin aslına bakarsak, kitaba tamamen kusursuz bir başyapıt gözüyle bakmak da, onu tamamen çağ dışı ilan etmek de haksızlık olur. Sun Tzu’nun "Savaşmadan kazanmak en büyük başarıdır" ya da "Düşmanını ve kendini tanırsan yenilmezsin" gibi aforizmaları, evet, bugün iş dünyasından günlük ilişkilere kadar uyarlanabilecek cinsten çok mantıklı öngörüler. Ancak diğer taraftan bakıldığında, metnin katı, hiyerarşik ve dönemin mutlak güç dengelerine dayanan yapısını da göz ardı edemeyiz. Kitap boyunca yazarın o soğukkanlı, manipülatif ve tamamen sonuca odaklı felsefesini incelerken, bir yanıyla zekice bulduğum hamlelerin, diğer yanıyla modern dünyanın etik değerleriyle ne kadar örtüştüğünü sorgulamadan edemedim. Sonuç olarak, bu incecik metni ne bir hayat kılavuzu olarak kutsamak ne de basite indirgeyip rafa kaldırmak gerekiyor. Benim için bu okuma deneyimi, insan zihninin strateji üretme becerisini ve
Savaş SanatıSun Tzu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202649,6bin okunma
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 16:45
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey olaylardan çok, bir insanın hayata karşı yavaş yavaş tükenen direncini izlemek oldu. Okurken bir karakterin başından geçenleri değil, yılların yükünü omuzlarında taşıyan bir adamın iç dünyasını dinliyormuş gibi hissettim. Daha ilk sayfalarda karşıma çıkan şu cümle kitabın tonunu belirledi: “Yalnız olmak kötü fakat insanlara karışmak daha da kötü.” Bay Hiç Kimse ne yalnızlığıyla barışabilmiş ne de insanlarla kurduğu ilişkilerde huzur bulabilmiş biri. Bu yüzden kitap boyunca onun geçmişiyle, pişmanlıklarıyla ve hayata karşı duyduğu kırgınlıkla birlikte yol alıyoruz. Kitapta sık sık kader, yaşlılık ve hayatta kalma mücadelesi üzerine düşüncelerle karşılaşıyoruz: “Kader herkesi mağlup eder.” “Hayat her zaman çıkmazlarla doludur.” Bu sözler karamsar görünse de aslında anlatıcının yaşadıklarının doğal bir sonucu gibi duruyor. Çünkü hayat ona çoğu zaman cömert davranmamış. En çok etkilendiğim bölümlerden biri ise yoksulluk ve insan onuru üzerine söyledikleriydi: “Açken saygınlığın hiçbir anlamı yoktur.” Bu satırlarda insanın teorilerden, ideallerden ve gururdan önce yaşamak zorunda olduğunu çok net hissediyorsunuz. Aşk üzerine söyledikleri de en az hayat kadar sert: “Farkındalık eziyettir, çaresizce sevmek ise çifte eziyettir.” “Aşk her derde deva değildi.” Bu yüzden kitap bir aşk hikâyesinden çok, kaybedenlerin ve hayata tutunmaya çalışanların hikâyesi gibi geldi bana.
İnceleme
Bay Hiç Kimsenin KayboluşuAhmed Taibaoui · Livera Yayınevi · 202556 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 28. kitabı
Derde Deva Randevu’nun konusu, Murat Menteş’in 11 üstatla yaptığı hayali bir söyleşiden ibarettir. Bu 11 üstat; hem edebiyat dünyasından hem de düşünürler arasından seçilmiş isimlerdir. Her birinin kendine özgü üslubuna göre sorular sorulup yanıtlar alınır. Çok güzel kurgulanmış bir kitap. Bir roman değil; sorulan sorular ve verilen cevaplar üzerinden ilerliyor. Bu yönüyle hem okuyanı düşündürüyor hem de mizahi dili sayesinde eğlendiriyor. Ben çok beğendim, herkese tavsiye edebilirim. Güzel bir kitaptı. Bu kitap bir serinin parçasıymış; sanırım serinin devamını da okuyacağım.
Derde Deva RandevuMurat Menteş · April Yayıncılık · 20193,889 okunma
8/10
·536 syf.··
2026 6. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 00:00
Nar AğacıNazan Bekiroğlu #okudumbitti Kitabın ilk yayın tarihi 2012 536 sayfa Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu kitabı. Hem çok hızlı hem de ağır gittiğini söyleyebilirim.Çabuk bitse üzülecektim, bitmek bilmeseydi sıkılacaktım. Tam kararında, çok keyifli bir okuma oldu benim için. Sevdanın, acının, gurbetin, savaşın, muhacirliğin, gitmenin, kalmanın, gidememenin bu gökyüzü altında nelerin yaşandığının ve daha nicelerin yaşanacağını anlatan, her cümlesiyle tüm duygusuyla içimi ezip geçen bir kitap oldu Nar Ağacı. Kitabın kurgusu, gerçek kesitlerin sunumunun gerisinde gibi. İlgi, hikayeden uzaklaşıp, yazarın kalemine yoğunlaşıyor, dil o kadar ince işlenmiş ki, algınız ayrıntıların içinde seyir halinde sanki. Mekan tasvirlerine içinizin gitmemesi imkansız, bu gösterişli kullanım kitabın sürükleyiciliğine engel haliyle.Ancak bu niyetle okunursa derde deva olur. Yazarın yanına oturup uslu uslu hikayeyi dinler gibi okudum, belki aynı denizin cocuğu, belki aynı kıyının insanı, belki aynı yeşili, bahçede aynı nar ağacını görerek büyüdüğümüz için.O Harşit'in denize döküldüğü yerde çayın yanına oturduk birlikte ağladık, güldük. İlk defa bir romanın bu kadar içinde hissettim kendimi, olayları izleyen o gölge bendim sanki.Öyle içten öyle sıcak anlatılmış ki olayların içinde kendini kaybetmemek mümkün değil.Ayrıca acaba benimde böyle bir hikayem var mıdır diye düsünmeden edemiyor insan. Bende, çölün ortasındaki Yezd'e gitme isteği dahi uyandırdı desem yalan olmaz. Konu: 1. Dunya savaşının başlamasıyla Ruslar 1916 da Trabzon'u işgal eder, Zehra ve ailesi çıkan göç emriyle arkalarında evin reisi gazi Hacıbey'i bırakarak İstanbula doğru yollara düşerler. Göç emri çıktıktan sonra Trabzon'dan ayrılan ailenin bireyleri her sıkıştıklarında degerli bir takıyı bozdurup yoluna devam etmişler,
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma