celal aydın

celal aydın
@herbertspencer
bilim adamı
bilim adamı
antalya
ordu
42 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
" yaradılış kitabı'nın en başında bize tanrı'nın insanoğlunu balıklar, kuşlar ve tüm yaratıklar üzerinde egemenlik kursun diye yarattığı söylenir. tanrı'nın insana hayvanlar üzerinde egemenlik kurma iznini verip vermediği pek belli değil. daha akla yakın olanı, insanın inekle at üzerinde kurduğu egemenliği kutsasın diye tanrı'yı yaratmış olması. evet, bir geyiği ya da ineği öldürme hakkı insanoğlunun üzerinde görüş birliğine vardığı tek şey, en kanlı savaşlar sırasında bile. bu hakkı verili saymamızın nedeni hiyerarşinin en tepesinde olmamız. ama hele oyuna üçüncü kişi girsin - kendisine tanrı tarafından, " bütün öteki yıldızlardaki yaratıklar üzerinde egemenlik kuracaksın," denen, başka gezegenden bir yaratık - yaradılış kitabı'nı elde bir saymamız o an imkansızlaşır. bir marslının arabasına koşulan ya da samanyolu sakinleri tarafından şişte kızartılan bir insanoğlu belki tabağındaki dana pirzolasını hatırlar da, inekten ( çok geç olarak! ) özür diler."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
" kamboçya'nın ölen halkından ne kaldı geriye? asyalı bir çocuğu kucağına almış bir amerikalı kadın oyuncu fotoğrafı. tomas' tan ne kaldı geriye? tanrı'nın cennetini yeryüzünde istedi, diyen bir mezar yazısı. beethoven'den ne kaldı? bir kaş çatış, olmayacak bir saç yelesi ve " es muss sein!" diyen bir ses. franz'dan ne kaldı geriye? uzun dolaşmalardan sonra döndü, diyen bir mezar yazısı."
"beni çevreleyen, bana çarpan ya da beni götüren bu dünyada, bu kaostan, bu her şeyin başı rastlantıdan başka, kargaşadan doğan bu tanrısal denklikten başka her şeyi çürütebilirim. bu dünyanın kendisini aşan bir anlamı var mı, bilmiyorum. ama bu anlamı bilmediğimi, öğrenmenin de benim için şimdilik olanaksız olduğunu biliyorum. kendi koşulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne? ben ancak insan ölçüleriyle nlayabilirim. dokunduğum şey, bana karşı direnen şey, işte budur benim anlamadığım."
"ben yalnızca ters bir insan değilim; hatta nasıl biri olduğum da belli değil: ne tersim, ne uysalım, ne alçağım, ne onurlu, ne kahraman, ne de kaçık! kendi köşemde akıllı insanların ciddi bir başarıya ulaşamayacağı, iş tutanların, başarıya ulaşanların ise yalnızca aptallar oldukları gibi, kin dolu, boş bir avuntuyla günlerimi doldurup gidiyorum işte. evet, on dokuzuncu yüzyıl insanının her şeyden önce karaktersiz olması gerekir, böyle olmak zorundadır. karakterli olan insan ise her şeyden önce dar kafalıdır. bu, kırk yıllık denemelerimden sonra vardığım sonuç. ben şimdi kırk yaşımdayım. işte kırk yıl, benim yaşamım bu! yaşlılığın derinliği bu!"
nitekim birleşmiş milletler'in hazırlattığı istatistiklere göre, sosyal piramidin tepesinde yer alan altı milyon latin amerikalının toplam yıllık geliri piramidin dibinde yığılı duran yüz kırk milyon yoksul emekçinin yıllık gelir toplamına eşit. günlük kazancı çeyrek dolardan ibaret olan tam altmış milyon köylü var bugün latin amerika'da; aynı latin amerika'da, isviçre veya abd'de açtırdıkları özel hesaplarda beş milyar doları birikmiş bekleyen felaket tüccarları da var ve bunlar, yeni üretim ve iş alanlarının açılıp geliştirilmesine ayrılabilecek olan bu muazzam servetleri, milyonlarca insanı hem aşağılayan, hem kışkırtan bir pervasızlık içinde, lükse, tantanaya, gösterişe, hiçbir üreticiliği olmayan yatırımlara -ki tüm yatırımların yarısını bunlar meydana getiriyor- ayırıp heba etmekteler. ta başından beri emperyalist iktidarın boynu bükük uyduları oldukları için, yurtseverliğin ihanetten daha fazla çıkar sağlayıp sağlayamayacağını denemek işlerine gelmez bizim egemen sınıflarımızın; uluslararası politikanın biricik metodu olarak dilenciliği bellemişlerdir. "başka çıkar yol yoktu" gerekçesiyle ülkenin bağımsızlığını ipotek ederler hep. tam oligarşiye özgü bir tavırla, sosyal bir sınıfın güçsüzlüğüyle ulusal kadersizliği, işlerine geldiği için seve seve birbirine karıştırırlar.