- Hoca efendi, hoca efendi! Ağzından çıkanı kulağın duymuyor galiba? Küfürlü konuşmak bir din adamına yakışıyor mu? Kafamızı bozma, yoksa biliyorsun, şeriatın kestiği bacak acımaz, dedi.
Hoca Süphan'a "ulan o laf öyle değil" der gibi kendini acındırarak baktıysa da düzeltme yapılacak bir ortam yoktu. Kemalettin, elini beline götürerek: - Bana bak hoca bozuntusu, senin yediğin bokları biliyoruz. Bu gece Diyarbakır'ı terk edeceksin. Partinin kararıdır. Sana tavsiyem ölene kadar Allah'a yalvarıp tövbe ederek af dilemendir. O'nun şefaatinden, merhametinden sual olunmaz. Ayrıca sana hocalığı ve evlenmeyi de yasakladı Parti. Gözümüz üzerinde olacak hoca. Yarın sabah biz değil, başka bir tim seni kontrole gelecek. Eğer halen burdaysan onlar bizim gibi konuşmayı bilmezler. Dilleri yoktur onların, namluyla konuşurlar sadece. Inşallah geldiklerinde burda olursun.
yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, islanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını söyle yeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz islanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.
Ama ne yapayım, ben insanın yalnız bunun için yaşama dığı, ömrünü hep sarayda geçirmesi gerektiği kanaatinde yim. İsteğim, emelim budur. Bu isteği, emelim değişmedikçe içimden koparamazsınız.