• Şeytanın gücü beldedir, der ermiş Hieronimus.
  • "Şeytanın gücü beldedir."

    Hieronimus
  • Şeytanın gücü beldedir.

    Hieronimus
  • Sultan Süleyman, ancak şimdi barışa meyil göstermeye başladı ve Kral Ferdinand’ın yeni elçileri, biri Dalmaçya’dan Zadralı Hieronimus, diğeri Hollandalı Cornelius Schepperus, İstanbul’a geldiklerinde, Sultan tarafından oldukça kibar, hatta saygılı bir biçimde kabul edildiler. Sultanın isteği üzerine, kendisine Estergon Kalesi’nin anahtarlarını getirmişlerdi. Bu isteği yerine getirerek gönlünü almaya çoktan razıydılar. Aynı tarihlerde, Osmanlı Sarayı’nın örf ve âdetlerini, herhangi bir Hristiyan’dan çok daha iyi bilen ve kısa bir süre önce (Nisan’da) Macaristan’dan başkente gelmiş olan “genel yetkili” Gritti, Zapolya adına görüşmeler yapıyordu. Hieronimus ve Schepperus, sonunda sadece tek gerçek hükümdar Sultan Süleyman’ın Viyana Kralı’nı “oğlu” olarak kabul edebileceği ve bu yeni “oğlunun” İspanyol ağabeyi ile görüşmeye meyilli olduğu cevabını alabildiler. Macaristan’ın Zapolya’ya verilmesi hususuna ilişkin görüşmeler ebediyyen kapanmıştı. Elçilerin, aksi yönde birer vaat olarak kabul ettikleri ve döndükten sonra bildirdikleri bu cevap, aslında İstanbul’daki politikacıların oyalayıcı sözlerinden başka bir şey değildi. Barış, gerçekti ve “iki veya 300 sene ve ebediyyen geçerli” olacaktı, ama onun dışında generalleri Viyana’yı ve Güns’ü bu kadar iyi savunmuş olan Kral Ferdinand, hiçbir şey kazanmamıştı. “Oğul” Ferdinand ile “vekil” ve “sadık hizmetkâr” Zapolya arasında, bir sonraki sene, meclisi toplantıya çağırmaya ve şüpheli görünen asilzâdeler hakkında ölüm fermânları verip, bunları icra etmeye yetkili olup, özel bir misyonla görevlendirilen Gritti, genel yetkili sıfatı ile arabuluculuk yapacaktı. Türkler, 1534 yılının Mart ayında Şarlken adına barış talep etmek amacıyla gelen elçisi Schepperus’a oldukça kaba davranarak asıl niyetlerini gösterdiler (Ayrıca sultanın huzurundan ayrılırken, hakaret edercesine “İspanyol, İspanyol” naraları ile karşılaşmıştı): Diğer şartların yanında Şarlken’den, Osmanlılar tarafından hâlâ Hristiyanların başı ve bütün Haçlı Seferi fikirlerinin babası olarak kabul edilen papa ile bütün ilişkilerini kesmesi ve Fransa Kralı I. François ile Fransa Kralı lehine olacak bir antlaşma yapması talep edildi.
    1534 yılının yaz aylarında, Osmanlı ordusu bu sefer Asya yönünde hareket etti ve Tuna boylarında düzeni sağlama görevi ve yetkisi, hırslı ve paragöz Levanten Gritti’ye verildi. Osmanlı Sarayı’nın, aynı zamanda Veziriazam İbrahim Paşa’nın dostu ve bir dereceye kadar Sultan Süleyman’ın da gözdesi olan bu Hristiyan “diplomatı” muhtemelen sadece zengin olmak - 1532 yılında Braşov’da safran sattırıyordu120; Venediklilere de buğday satmıştı - aşırı hırsını tatmin için entriklarla ve planlara her zaman iyi çalışan kafasını meşgul etmek için fırsat kolluyordu. Ancak, Macaristan Krallığı’nda gözü olduğu ve sırf kızını Eflak veliahtlardan biri ile evlendirdiği için Romen prensliklerini iki oğlu için ömür boyu timar hâline getirmeye çalıştığı iddiaları tamamen yanlıştır, zira bu iddiaları ortaya atanlar Gritti’nin hayalperest veya basit bir maceraperest olmadığını göz ardı etmiş olurlar. O, Macar ve Romen aristokrasisinin, kadiri mutlak Sultan Süleyman’ın desteği ile bile olsa, bir yabancının hükümdarlığını sürekli olarak kabul etmeyeceğinin bilincinde idi. Diğer taraftan, Sultan Süleyman’ın kullarının kulu olan bu adamın bu tarz yükselişini kabul edeceği veya hoş göreceği şüpheliydi. Gritti’nin görevi daha çok, Ferdinand’ın buradaki taraftarlarını, İtalyan tarzında entrikalar ve kurnazca işlenen cinayetler sayesinde yok edip, Erdel’de huzuru sağlamak; ayrıca Zapolya’nın taraftarlarını da inceleyerek, her türlü muhalif güçleri ülkeden çıkarttıktan sonra, Doczy gibi sadık bir hizmetkâr yönetiminde, Boğdan ve Eflak’takine benzer, Osmanlı’ya tâbi bir voyvodalık kurmaktı. Kral Ferdinand’ın Osmanlı hükümetine gönderdiği elçi Shepperus’un, Gritti’nin Budin üzerinden sadece arabuluculuk yapmak üzere kralın yanına geldiğini bildirmesi, ancak Gritti’nin aynı elçiye “Macaristan’daki meseleleri düzenlemeye ve kibirli Macarları cezalandırmaya” gelmiş olduğunu söylemesi de dikkat çekici bir diğer olaydır.
    Nitekim kendi nüfuzuna çok güvenen Gritti, Haziran ayında Eflak’a doğru yola çıkarken yanında sadece küçük bir birlik vardı126, ama Romen ve Erdel politikasının şüpheci liderlerini bu şekilde yanıltabileceğini düşünüyorsa, aldanıyordu. Piteşti yakınlarında yanına birkaç Boyar geldiğinde ve en nazik şekilde karşılandıktan sonra, istemedikleri yeni Vlad Vintila yerine - selefi olan diğer Vlad 1532 yılında suda boğulmuştu - başka bir prens talep ettiklerinde, Vlad Vintila genel yetkilinin karargâhının etrafını birlikleri ile çevirmeyi, asi Boyarları çadırlardan çıkartmayı ve en acımasız şekilde cezalandırmayı başardı. Gritti, bu sahneye seyirci kalmak ve uğradığı bu büyük hakarete rağmen, Vlad’la bir antlaşma yapmak zorunda kaldı.
    Gritti, 20 Ağustos’ta Budin’den birçok Türk ve Macar Husarlarla [Macar süvariler] 1 Mayıs’ta buraya gelen, ancak içeri alınmayan oğlu Antonio’nun kendisini beklediği Braşov önlerine geldi. Zapolya’nın emri üzerine gereken tüm saygı ile karşılanan bu şüpheli ziyaretçinin ilk işi, Braşov’da derhal Kral Ferdinand’ın bütün taraftarları hakkında bilgi almak oldu ve “krala ihanet” edebilecek gibi görünenler, bu şüpheden kurtulmak için Gritti’ye para vermek zorunda kaldılar. Kimseye güvenmediği gibi, ona da kimsenin güvenmek istememesi gayet doğaldı. Erdel’in asıl hükümdarı Stefan Majlath bile kendini Fogaras Kalesi’ne kapattı ve Varad Piskoposu Emerich Czibak, ülkenin voyvoda vekili olarak, yanında birkaç kişi ile birlikte Gritti’yi kutlamak üzere Braşov’a hareket ettiğinde, Gritti ve onunla birlikte gelen Doczy, piskoposun saldırıya uğramasını ve öldürülmesini sağladılar. Saksonyalılar, Czibak’ın Gritti tarafından kendilerine teslim edilen başını Braşov Kilisesi’nin ana kürsüsünde bir cenaze merasimi yaparak gömdüler.
    Bu cinayet, Erdel’in her yerinde büyük yankılara sebep oldu. Stefan Maljath, Kralı’na danışmadan asilerin başına geçti. Gritti, müstahkem Mediaş (Megyes) Şehri’ne kaçmak zorunda kaldı, ama Saksonyalıların nöbet tuttuğu kalesine giremedi ve şehirde kuşatma altına alındı. Yanında her ne kadar parasını ödediği birçok Macar süvari de olsa, sadece 100 kadar Türk piyade, asker ve birkaç yeniçeriye sahipti; ama hiç topu yoktu. Rareş’in Logofat Tudor ve komutanı Huru’nun yönetiminde buraya gelen Boğdanlılar, her iki tarafa da dostluk göstererek, gözleri önünde cereyan eden hadiseleri merakla izlediler. Mediaş, 28 Eylül’de topa tutulmaya başlandı ve kale ertesi gün teslim oldu. Herkes tarafından terk edilen Gritti ve oğlu, Boğdan karargâhına sığındılar, ama Boğdanlılar onu derhal öldüren düşmanlarına teslim ettiler. Kellesi Rareş’e gönderildiği için, ister böyle bir komşudan korkuya, isterse Gritti’nin onu Pokutya Eyaleti için Lehistan’la yaptığı savaşta Osmanlı hükümetinde desteklemediği için olsun - Rareş 1531 yılında Obertyn’de Leh General Johann Tarnowski’ye mağlup olmuştu130 - öldürme emrini muhtemelen Rareş vermişti. Gritti’nin iki oğlu Boğdan’a götürüldü ve bir daha görülmediler. Gritti’nin yanındı bulunan Türkler’den hiçbirinin canı bağışlanmadı ve hepsi öldürüldüler.
    Gritti’nin ölümü, Zapolya’yı belki rahatsız edici ve utanç verici bir denetimden kurtarıyordu, ama Erdel’in gerçek hükümdarı hâline getirmiyordu, zira Zapolya’nın Torda’da topladığı meclis, Erdel Voyvodalığı pozisyonunu oldukça bağımsız bir makam olarak gören Maljath’ı voyvodalığa seçti. Ayrıca Türkler de artık Zapolya’ya karşıydılar ve hain olarak kabul ediyorlardı. Belgrad’da Hüsrev Paşa’dan sonra ezelî düşmanı Mehmed Bey komşusu oldu. 1536 yılında, sonra tekrar 1537 yılında Türklerin Macaristan’a saldırma planlarından bahsediliyordu, hatta 1536 yılında Sultan Süleyman’ın uğradığı tüm hakaretlerin intikamını bizzat alacağına inanılıyordu.
    Birçok kez ilan ve endişe edilen sefer, gerçekleşmedi ve 10 bin altın tutarındaki vergisi ile sultanla, vezirlere verilen diğer haraçları - Macar altını şeklinde sikkeler, samur ve vaşak kürkleri, atlar, şahinler - her yıl Aziz Georg gününde (23 Nisan) ve 15 Ağustos’ta düzenli olarak ödeyen, ama 4 Nisan 1535 yılında Kral Ferdinand ile bir antlaşma yapan ve her fırsatta, Asya’da zayıf düşen sultana ittifak hâlinde saldırma gereğini açıkça dile getiren Rareş’in meydan okumaları yanına kâr kaldı, zira Sultan Süleyman, o dönemde tüm dikkatini İran’daki karışıklıklara vermişti. Ancak bu karışıklıklar ortadan kaldırıldıktan sonra Sultan Süleyman tekrar Tuna boylarına bir sefer düzenlemeyi düşünebildi. Türklerin uzun süreden beri saldırılarından şikâyetçi oldukları Klis komutanı Peter Crussich ve komutan Katzianer ile İspanyol Lodron, küçük birliklerle Slovenya sınırında küçük savaşlara cüret edebilmişler, ancak Sancakbeyi Mehmed Bey tarafından büyük kayıplara uğratılmışlardı (1537). Katzianer, kötü harp idaresi sebebiyle zindana atıldı ve Türklerle şüpheli bağlantılar kurduğunda idam edildi.
    Herkes, son zamanlarda Türklerin menfaatlerine zarar vermiş olanların cezalandırılacağını düşünüyordu ve Sultan Süleyman’ın savaş hazırlıkları kuzeydeki Hristiyan komşularını öyle büyük bir endişeye sevk etti ki, Gritti’nin öldürülmesi yüzünden Sultan Süleyman’ın öfkesini kendi üzerine çekmiş olan Zapolya, Kral Ferdinand ile barıştı ve Ferdinand’dan gelecek Alman zırhlı atlı birliklerini ve İspanyol piyade birliklerini beklemeye başladı. Erdel, aniden bir araya toplanan birliklerle doldu ve tıpkı 1476 yılında büyük Sultan Mehmed’in Boğdan’a seferi sırasında olduğu gibi, Ojtuz Geçidi’nde Majlath komutasında büyük bir müdafaa kıtası nöbet tutuyordu. Çek Kontu Emerich Bebek ise Gergyö’de bekliyordu. Kolojvar (Klausenburg’ta/Kluj)’da toplanan bir mecliste, olağanüstü tedbirlerle ilgili kararlar alınıyordu139. Kırım’dan henüz dönen elçisi, bu savaşa katılmaya çok da soğuk bakmayan Leh Kralı, çaresiz Boğdan Prensi ile barış imzaladı. Rareş’in kardeşi Theodor’un sığındığı Turla Nehri kenarındaki Hotin, Leh birlikleri tarafından işgal edildi. Gerçekte ise hazırlıkları süren bu seferin tek hedefi, Belgrad Sancakbeyi Mehmed Bey’in sonbaharda Slovenya’ya, İstirya’ya ve Karinyola’ya yapacağı bir akın dışında, Boğdan’dı.
  • O zor günlerinde Leh Hieronimus Laski’yi ilk elçisi olarak Sultan Süleyman’a gönderdi ve Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi ve aynı zamanda Ferdinand’a karşı yardım talep etti.
    Sultan Süleyman, 1526 yılındaki başarılı seferden sonra Macaristan’ı neredeyse unutmuştu. Sadece Bosna’da hâlâ Macarların elinde olan istihkâmlar Türkleri kışkırtıyordu ve Yayça ile Banyaluka, sessizce Hüsrev Paşa’nın eline geçti. “Dalmaçya, Hırvatistan ve Slovenya ülkelerinin özel hâmisi ve koruyucusu” görevine getirilen Kont Kristof Frangepani, kısa bir süre önce Zapolya adına yaptığı bir muharebede hayatını kaybetmişti, dolayısıyla Yayça’nın kurtarılması için 1525 yılında yaptığı kahramanlığı tekrarlayamadı. Bosna’nın bu eski başkentinde 1528 yılında sadece Kral Ferdinand’ın Almanları, ünlü komutan Katzianer yönetiminde direniyorlardı. Ama 10 günlük bir kuşatmadan sonra Yayça nihayet Boşnakların eline geçti. 1528 yılında Semendire’deki Türkler ayrıca Karinyola’ya akınlar düzenlediler ve sayısız esir aldılar. Buna göre Türkler, Macaristan’daki mevcut durumlarla pek ilgilenmemelerine rağmen, elçi Laski efendisi Erdel Banı’nın Macarsitan’ın tek hükümdarı olarak sultana danışmadan kendini Macaristan Kralı ilan ettiği; sultana ve vezirlere hediyeler göndermediği ve vergi taahhüdünde bulunmadığı için ağır sitemlerle karşılaştı ve Sultan Süleyman’ın Budin’deki sarayına tekrar sahip çıkmaya niyetlendiği cevabını aldı. Laski, bu saldırılara Doğu’ya özgü bir şekilde ve örneklemeler vererek cevap vermesini çok iyi bildi ve nihayet amacına ulaştı: Zapolya “sultanın hil’atı ve gölgesi” altında himaye edildi ve derhal Niğbolu Sancakbeyi ile Memleketeyn prensleri ve birkaç top ile birlikte yardım vaat edildi. Ayrıca Tuna Nehri’ne bir Osmanlı filosu gönderilecekti. 3 Şubat 1528 tarihinde Laski, veda etmek üzere son kez Sultan Süleyman’ın huzuruna çıktı.
    Yanoş’un elçisine rağmen, vezirler Mart ayında Kral Ferdinand’ın elçileri Hobordanacz ile görüşmekten çekinmediler. Ama elçi, Laski’nin yeteneklerine ve zekâsına sahip olmadığı ve çok da uyumlu davranmadığı için çok kısa bir müddet sonra geri gönderildi. Hatta elçi, Macaristan’ın kaybettiği bütün kaleleri geri istemiş, İbrahim Paşa da: “Neden İstanbul’u da istemiyor?” diye sormuştu. Kral Ferdinand’ın özellikle Ayas Mehmed Paşa olmak üzere, vezirlerle arası iyi olan ve oğlu Laski’yi rehin olarak tuttuğu Eflak Prensi Radul’dan arabuluculuk yapmasını istemesi de bir sonuç getirmemişti. Buna karşın, Boğdan’da genç Stefan’ın halefi ve Büyük Stefan’ın gayrimeşru bir oğlu olup, uzun yıllar halk arasında yaşayan zeki ve anlayışlı bir kişiliğe sahip Petru Rareş, Kral Ferdinand’ın tarafını tutuyordu. Tuna Beyi’nin Sultan Süleyman tarafından vaat edilen Erdel seferi, muhtemelen bu gibi hadiselerden ülkesi için olumsuzlukların ortaya çıkacağından endişe eden Radul sebebiyle gerçekleşmedi. Zapolya, 1528 yılında Osmanlı hükümetine Johann Teczynski adında bir elçi gönderen Lehistan’da büyük bir ordu toplamayı başardı ve bu ordu ile 1528 yılının sonralarına doğru önemli başarılar kaydetti. Bundan cesaret alarak, bazı Eflak Boyarları Eflak Prensi’nin tahtı kaybettiğini ilan ettiler ve Prens Radul’u kaçtığı bir sırada öldürdüler (1529 başları).
  • ... şeytanın gücü beldedir, der Ermiş Hieronimus.
  • Şeytanın gücü beldedir.