Bir kadın,bir çocuk,bir insan doğduğu topraklara aittir.Oradan zorla koparılıp götürüldüğü hiçbir yerde kök vermez.Kök verdiğini sanır,yanılır. Aslında içten içe çürüyüp solar. Çünkü o topraklara ait değildir. İnsan ait olduğu yerde yaşar. Öteki türlü aslında ölür ama acı olan öldüğünü,can çekiştiğini asla bilememesidir. Köleler hep huzursuzdur. Azad edilmek bile dindirmez acıları.Çünkü insan geçmişiyle ve çocukluğuyla olan bağını hiçbir zaman koparmaz.
Tek bir balığı, bir deniz dolusu balığa tercih ediyorlar.Anlık tokluk onlara bir ömür boyu karın doyurma garantisinden daha cazip geliyor.Çünkü tembellik dünyanın en kötü hastalığı...
Tomasso Campanella'nın dediği gibi" Dünyanın bütün kitapları doyuramaz kafamın açlığını.Neler neler okumadım!Ama yine de kafamın açlığından ölüyorum.Anlayışım arttıkça bilgim eksiliyor."
Ne var ki,manevi çürümeye,siyasi yozlaşmaya da izin veremeyiz.Ne para ne kadın, bence ahlakın baş düşmanı iktidardır.Ahlaktan yoksun bir iktidar makamı,ya hırsız yapar insanı ya soysuz.Ne yazık ki insanoğlu iktidar denilen o büyük kudretle başa çıkmayı henüz başaramadı,bundan sonra başaracağı da kuşkuludur.
Hiçbir zaman doğrudan şaşmamak!Mevki ya da statüye aldırmadan, gelip geçici heveslere kapılmadan,maddenin aldatıcı doğasına kanmadan,kayaların ortasında ya da kuş tüyü yastıklarda, bir kulübede ya da altın ve yakutlarla kaplı bir sarayda sürekli ama sürekli aynı inançla,aynı istikamete yürümek!